Numan Çebi- Sayfa 2 - Arşiv

Bizi Biz Yapan Filmler: Nadir güzel Netflix belgesel serilerinden biri

DiziFilm

The Movies That Made Us

Türkiye’de yaşayanlar için “bizi biz yapan” diyemesek de bazı pop filmlerin çekimleri sırasında ve öncesinde yaşanan zorlukları anlatan bu 4 bölümlük belgeseli tavsiye ederim.

Dirty Dancing, Die Hard, Home Alone ve Ghostbusters filmlerinin hikayelerini anlatıyor.

Geçen hafta bir çırpıda izledim tüm bölümleri. Puanım 8/10

1968 kişinin puanıyla IMDb’de de 10 üzerinden 7,8 almış.

http://www.netflix.com/tr/title/80990849

Bu gişe rekortmeni filmler, bizi bir araya getirdi ve bize güzel anlar yaşattı. Bu filmleri ortaya çıkaran oyuncular, yönetmenler ve sektörün içinden isimlerle tanışın.

Netflix

Numan Çebi, 12 Nisan 2020

Bu gönderiyi çevrenizle paylaşın: Yorum eklemek ister misiniz?

Karantina günlerinde berbersizlik ve dalgın bakışlar

En son ortaokul yıllarımda saçlarımı bu kadar uzun süre kestirmemiştim. Sakalları bir şekilde hallettik de o saçlar?

70 küsür gün oldu ve çok rahatsız etmeye başladı. Makineyle girişmek dışında bir alternatif çıkış yolu arıyorum. 👀

Bazen GIF’teki gibi dalıyorum, acaba diyorum…

Numan Çebi, 12 Nisan 2020

Bu gönderiyi çevrenizle paylaşın: Yorum eklemek ister misiniz?

Tek sekans veya öyleymiş gibi görünen, çekim tekniğine bayıldığım filmler: Birdman, 1917, Rope, Victoria

Başlıkta tam olarak anlatabildim mi bilmiyorum ama tek sekans gibi görünen filmden kastım şu: Bu filmler, iki saat boyunca tek seferde çekilmiş gibi görünüyor. Kadraj değişse bile, geçişler o kadar fark ettirmeden oluyor ki siz izlerken anlamıyorsunuz, aslında iki çekim arasında günler olabiliyor fakat yokmuş gibi. Bu filmlerden bir tanesi gerçekten tek seferde çekilmiş, o da Victoria. Hatta bir hata yaptıkları zaman çekime baştan başlıyorlarmış. Diğerlerinin çekimleri aylarca sürmüş.

Ölüm Kararı (Rope)

1948, IMDb: 8/10 (121.549 oy) – Benim Puanım: 9

Aynı evde yaşayan iki parlak üniversite öğrencisi Philip ve Brandon ‘kusursuz cinayet’in var olduğunukanıtlamak ve böylecek kendi zekalarını ispatlamak için eski sınıf arkadaşları David Kentley’i iple boğarak öldürürler. Cesedi evdeki eski bir sandığın içine saklayan Brandon ve Philip son derece soğuk kanlı bir şekilde bir akşam yemeği daveti verirler. Üstelik bu yemekte yer alan davetliler arasında, öğretmenleri, Kentley’in ailesi ve nişanlısı gibi isimler vardır. Hiçbir şeyden haberi olmayan davetliler tüm olağanlıkla yemeklerini bitirirken misafirler arasından bir kişi bir şeylerin yolunda gitmediğinden şüphelenmeye başlar. Hitchcock dehasının anbean yansıdığı filmlerden biri olan yapıt Patrick Hamilton’ın aynı isimli oyunundan uyarlanmıştır.

beyazperde.com

Birdman veya (Cahilliğin Umulmayan Erdemi)

2014, IMDb Puanı: 7,7/10 (550.853 oy) – Benim Puanım: 6

Bir dönemin ‘Birdman’ adlı süper kahraman filmleri serisiyle ünlenen oyuncusu Riggan, Broadway’de kendi yönettiği ve başrolünde yer aldığı bir oyunun son hazırlıklarını yapmaktadır. Ancak provalar esnasında oyunculardan biri beklenmedik bir biçimde yaralanır ve yerinin acil olarak doldurulması gerekir. Lesley ve onun en yakın arkadaşı olan Jake’in önerisiyle bir zamanların gözde yıldızı olan Mike Shiner ile anlaşılır. Riggan sahneye çıkma hazırlıkları yaparken en başta Mike Shiner ardından ise oyuncu olan sevgilisi Laura, kişisel asistanlığını yürüten kızı Sam ve mükemmeliyetçi eski karısı Sylvia baş etmek durumunda kalır. Riggan kendine yeniden prestij kazandırmasını beklediği bu oyunu, beklentilerin aksine olumlu tepkiler kazanması için elinden geleni yapacaktır.

beyazperde.com

1917

2019, IMDb Puanı: 8,4/10 (264.130 oy) – Benim Puanım: 8

I. Dünya Savaşı sırasında askerlerin hayatını etkileyecek önemde bir mesajı iletmekle görevlendirilen iki askerin hikayesini konu ediyor. I. Dünya Savaşı sırasında Britanya askeri olan Kıdemsiz Onbaşı Schofield ve Kıdemsiz Onbaşı Blake, gerçekleştirilmesi imkansız gibi görünen bir göreve atanır. Görevleri, zamana karşı yarışırken düşman bölgesini geçerek yüzlerce askerin ölümünü engellemek üzere bir mesaj iletmektir. Blake’in kardeşi de kurtarılabilecek askerlerin arasındadır. Bu durumda Blake’i daha da fazla ciddiye alması gereken bir mücadele bekliyordur.

beyazperde.com

Victoria

2015, IMDb Puanı: 7,6/10 (48.276 oy) – Benim Puanım: 8

Berlin’e yeni taşınmış ve bu şehrin kurallarına göre yaşamayı öğrenmeye çalışan Victoria, Berlin’de bir gece kulübünde arkadaşlarıyla eğlenmekte olan Sonne ile tanışır ve aralarında hızlı bir çekim yaşanır. Ancak gece arkadaş grubunun ödemesi gereken eski borç nedeniyle bambaşka bir noktaya sürüklenir. Victoria Sonne ve arkadaşlarına yardım etmeye karar verir ve maceraya katılır. Ne var ki çılgın bir macera gibi başlayan bu olay, bir kabusa dönüşecektir.

beyazperde.com

Numan Çebi, 7 Nisan 2020

Bu gönderiyi çevrenizle paylaşın: Siz de Yorum (1) eklemek ister misiniz?

Can sıkıntısı özel: Kravattan COVID-19 için toplu alanlarda takmalık “yıkanıp, tekrar kullanılabilir” maske yaptım

Dün akşam, COVID-19 salgını daha da yayılmasın, hastaysanız başkasına damlacık yoluyla vs. hastalık bulaşmasın diye market gibi toplu alanlarda maske takmak zorunlu hale getirildi. Anında sosyal medyada “Maskeleri nereden bulacağız?” tartışmaları başladı. Zaten fırsatçı eczacılar ve stokçular tek kullanımlık maskeleri minimum 5 TL etiketle satmaya başlayalı birkaç hafta olmuştu.

Dolayısıyla ben neden yıkanıp tekrar kullanılabilir bir maske yapmayayım diye düşündüm. Sıkıntıdan ne yapacağımı bilemediğim, boş zamandan çok hiçbir şeyim olmayan bir dönemdeyim zaten…

Nelerden maske yapabilirim diye biraz bakındım. Eski bir tişört, bez çanta ya da kravat gibi (zaten kullanmadığım bir şey)… Derken piyango, nereden edindiğimi bile hatırlamadığım bu biyoloji öğretmeni kravatına çıktı.

Bir yandan “An Idiot Abroad” izlerken, bir yandan da maske yapımına başladım. 2 bölüm izlediğimde maske hazırdı. Yani yaklaşık 2 saatimi aldı diyebiliriz.

Malzemeler

  • Kravat
  • İğne
  • İplik (çok renk şart değil)
  • Makas
  • Ayakkabı bağcığı veya lastik
  • Zımba (şart değil)
  • Kalem (şart değil)

Önce bir model çizdim…

Planladığım kravattan maske aşağıdaki gibi bir şeydi. Kravatın içindeki destek kumaşları ile de model yapmak istedim, sadece bir katlı düz kumaş olarak kalmasını istemedim.

Kravatı parçalara ayırıp düz kumaşa dönüştürdüm

Farkında olmadan hastalığı kaptıysam; başkalarını, hapşurup öksürürken benden çıkabilecek damlacıklardan koruyacak maskemizin (bunu özellikle tekrar belirtiyorum çünkü bu maske bizi hastalıktan korumayacak, öyle bir işlevi yok) ham maddesi kravatı, güzelce söktüm.

Referans tek kullanımlık maskenin boyutuna yakın boyutlarda kravatı düzleştirdim. 20x20cm civarında bir kesit iş görecektir.

Kravata kimlik kazandıracak “model” için iç kumaş kesimleri yaptım

Kesilecek yerleri işaretleyip, final boyutlarına yakın ebatlarda kestim. Beyaz kumaşı içe kıvırp diktim (kenarları daha güzel görünsün diye).

Modeli ve maskenin temel yerlerini dikip çeneye oturacak hale getirdim

Siyah iç kumaşı, beyaz olana, onu da asıl maskeye diktim.

Siyah iç kumaşın kalan kısmını, maskenin gözlerin altına denk gelecek yerine, zımbayla sabitledikten sonra çift taraflı diktim. En çok “dikiş makinesine” ihtiyaç duyduğum adım buydu. Son olarak sağ ve sol taraftan ip (veya lastik) geçireceğim delikleri, kravatın en sol ve sağ çıkıntılarını kıvırarak diktim.

Son dokunuşlar ve final

Maske son halini aldıktan sonra, siyah çıkıntıya N harfi dokudum. İmzamızı da atmayalım mı? 😄Son olarak, ayakkabı bağcığını çift taraflı (kafa arkasından birleşecek şekilde) daha önce sağ ve sol tarafa diktiğim ip haznelerinden geçirdim.

Sonuçta, öksürsem de tıksırsam da hiçbir şekilde ağzımdan çıkanın başkasına bulaşmayacağı bir maskeyi kendim üretmiş oldum. Haftada bir markete çıkıyorum bu dönemde, her market alışverişinden sonra yıkadık mı tamamdır bu iş. Fotoğraflar selfie olduğu için N harfi ters duruyor haliyle, hoşgörün. Aslında görüntüyü çevirebilirdim de uğraşmadım. 🤦🏻‍♂️ Sakaldan dolayı fotoğrafta belli olmayan çene altına denk gelen bir siyah kumaş var, yani aşağısı boş değil (öyle sanılabilir fotoğraftan).

Hepsi bu kadar, yapmak isteyen varsa, tasarımım tamamen açık kaynaktır, amme hizmeti gibi düşünün, kullanabilirsiniz. 😝

Dipnot: Dedem terziydi. 🧵👴🏻

Numan Çebi, 4 Nisan 2020

Bu gönderiyi çevrenizle paylaşın: Yorum eklemek ister misiniz?

Eve kapandığımız şu günlerde ne izlesek diye düşünenlere, yüzlerce bölümlük dizi öneri dosyası

COVID-19 tehlikesi sebebiyle bir haftadır evdeyim. Ofis olarak da remote çalışma modeline geçtik hafta başında. Dolayısıyla benzer durumda olup izleyecek dizi arayanlar ile eve kapandığım dönemde ağırlık verdiğim bazı dizileri paylaşayım. İki aydır içerik girmediğim bloguma da içerik girmiş olayım bu bahaneyle. Yazmak da sıkıntıyı gideriyor bir nebze. 😬

Listeye başlamadan önce, toplamda 500’ün üzerinde bölümü olan ve en çok vakit ayırdığım iki diziyi yazayım, sonra listeye geçelim: Modern Family ve Married with Children. Bağıra bağıra kahkaha attırıyor her ikisi de. Yıllar önce başlayıp bıraktığım ve fırsat bu fırsat deyip yeniden başladığım iki dizi oluyor kendileri.

(Y) Yerli
(B) Belgesel
(H) Haftalık: Her hafta yeni bölümünü beklediğim


Komedi

  • Travel Man: 48 Hours In (B)
  • Better Things
  • Toast of London
  • Married with Children
  • The Black Adder
  • Modern Family
  • Curb Your Enthusiasm (H)
  • Parks and Recreation

Aksiyon / Suç / Gerilim / Bilim Kurgu

  • Gotham
  • Bozkır
  • Barry
  • Better Call Saul (H)
  • Wu Assassins
  • Fauda
  • Dirty Money (B)
  • Humans

Tasarım ve Mimari

  • The World’s Most Extraordinary Homes (B)
  • Interior Design Masters
  • Abstract: The Art of Design

Dram (ama Komik)

  • Tutunamayanlar (Y)
  • Ben de Özledim (Y)
  • Bartu Ben (Y)

Son 30 günde izlediğim dizilerin tür dağılım grafiği:

Bunun genel bir dizi önerme gönderisi olmadığının altını çizeyim. Favori dizilerim, en sevdiğim komedi dizileri gibi ayrı gönderiler yazarım belki, vakit bol gibi görünüyor şimdilik. 😄

İyi seyirler.

Numan Çebi, 21 Mart 2020

Bu gönderiyi çevrenizle paylaşın: Yorum eklemek ister misiniz?

Amazon Prime Video’nun artıları ve eksileri: Netflix yerine tercih edilebilir mi?

DiziFilmTV

Amazon Prime Video’yu deniyorum bir süredir. İlk bakışta yadırgasam ve biraz da ön yargıyla yaklaşsam da aslında bazı klasmanlarda rakiplerine göre daha iyi özellikleri olduğunu keşfettim. Bu yazıda şu ana kadar fark ettiklerime yer vereceğim.

Prime Video’nun Artıları

  • IMDb entegrasyonu: Prime Video’da yer alan herhangi bir filmin ya da dizinin IMDb sayfasını gezinirken, “Bunu Prime Video’da İzle” gibi bir ibare yer alıyor, tek dokunuşla, direkt izlemeye başlıyor veya daha sonra izlenecekler listeme ekleyebiliyorum. Netflix’te bu yok.
  • Herhangi bir dizi bölümü ya da film izliyorsanız, o sırada oynamakta olan sekansta yer alan oyuncuların bilgisine bir tuşla ulaşabiliyorsunuz, adlarını ve fotoğraflarını görebiliyorsunuz, detaylarına da bakabiliyorsunuz. Verileri IMDb’den çekiyor.
  • Tüm içeriklerin IMDb puanlarına yer verilmiş. Netflix özellikle kendi filmlerine çok güvenmediği için böyle bir şeye girişemez muhtemelen, puanı yüksek çok az orijinali var. Amazon Prime Video’ya özgü ve çok yüksek puan almış yığınla içerik var, dolayısıyla övünerek gösteriyor puanları. Netflix’te eskiden yıldız ile puan verme vardı, kendi içerisinde, onu da kısa süre kullanımda bıraktılar sonra kaldırdılar, çünkü yüksek puan alamıyordu hiçbir şey.
  • Örneğin bir dizi bölümü izliyorsunuz, bölümdeki sahnelerin her biri kutu kutu bir yerde listelenmiş durumda, hangi sahneye bakmak istiyorsanız direkt onu seçebiliyorsunuz.
  • Bonus içerikler var, dizilerin kamera arkaları, yapım aşamaları, mini belgeseller ve röportajlar yer alıyor bu alanda, çok faydalı buldum.
  • İzlediğiniz sahnenin arkaplanında çalan bir müzik varsa, müziğin adını, sahibini ve albüm kapağını anında görebiliyorsunuz. Shazam ile uğraşmanıza gerek kalmıyor. Özellikle dönem dizilerinde çok eski ve güzel parçalara denk gelinebiliyor.
  • Tüm oyuncu kadrosunu bir bölümü izlerken bile görüntülemek mümkün, oyuncunun detayına girip o oyuncunun daha fazla fotoğrafını görebiliyor ya da filmografisine kolayca erişebiliyorsunuz. Bu gibi fonksiyonların geneline X-Ray adını vermiş Amazon.
  • Kaliteli içerik sayısı (subjektif) Netflix’e kıyasla çok daha fazla. Orijinal içerikleri ise (kendi hazırladığı diziler) çok çok iyi, birkaç tavsiyem olacak bununla ilgili ayrıca bir makale yayınlamayı düşünüyorum.

Prime Video’nun Eksileri

  • Akıllı televizyon uygulaması (Samsung Tizen) ve mobil uygulaması (iOS) daha kötü ve kullanışsız olamazdı. Televizyonda eğer çok fazla ileri geri alırsanız ya da durdurup ayar yapıp dönerseniz falan sapıtmayagörsün, eğer bir kez herhangi bir hata alırsanız, o an izlemekte olduğunuz videoya asla bir daha giremiyorsunuz. Uygulamayı, televizyonu bile kapatıp açsanız, o video artık size haram. Böyle bir dizi bölümünü televizyondan başlayıp, bilgisayar tarayıcısından devam ettirmek zorunda kalmıştım. Berbat bir durum. Netflix’te böyle bir şeyle asla karşılaşmadım televizyonda da başka platformlarda da.
  • Altyazı ve Seslendirme seçenekleri çok hantal, Netflix’teki gibi iki üç ok tuşu ile halledemiyorsunuz, bir sürü ekran değiştirmek zorunda kalıyorsunuz ve bu oldukça zahmetli (televizyon uygulamasında çok zor).
  • En büyük altyazı boyutu bile televizyonda çok küçük kalıyor ve altyazının arkaplanını yarı saydam yapmak gibi bir lüksümüz yok, web sürümünde saydam olabiliyor ama.
  • Televizyonda 10 saniye ileri 10 saniye geri gibi bir şey yok, eski video kasetlerdeki gibi sardırma var. Şaka gibi değil mi? Evet, berbat bir şey bu. Geri sardırmak isterseniz hiçbir zaman istediğiniz yerde durduramayacaksınız, hep çok fazla gidiyor, 3 geri sardırma hızı var, en yavaşı zulüm, bir hızlısı fişek, delirirsiniz. Web uygulamasında 10 saniye ileri 10 saniye geri butonu koymuşlar akıl edip.
  • YouTube Premium’unuz yoksa sonraki videoya geçerken bir reklam gösterir, bilirsiniz. Prime Video’da (yani ücretli bir hizmette) neredeyse her bölüm geçişlerinde, bölümden önce Prime Video’da yer alan başka bir içeriğin reklamı gösteriliyor, reklamı geçmek için bir tuşa basmanız gerekiyor. Bunu asla anlamlandıramadım.
  • Netflix’te anasayfadayken içeriklerin üzerinde gezinirken, çok fazla detay görebiliyoruz, en azından konusunu görüyoruz, fragmanını falan izletiyor bize ama Prime Video’da TV’de sadece küçük resimler üzerinde gezindiğinizle kalıyorsunuz, hiçbir detay vermiyor. Bir tuş ile detayına girip orada bakmanız, beğenmezseniz geri dönmeniz gerekiyor.
  • İçeriklerin Türkçe altyazıları olsa da Türkçe seslendirme ile izlemeyi tercih edebileceğim birçok içeriğin Türkçe seslendirmesi olmadığını fark ettim. Netflix’te neredeyse her içeriğin Türkçe seslendirmesi varken, Prime Video’da Türkçe seslendirmeli içerikler çok az.
  • UX tasarımcıya ihtiyaçları var.

Başlıktaki soruya cevap vereyim: Netflix yerine tercih edilebilir mi? Bence, evet. Şöyle bir yol izlenebilir, yılda 6 ay Netflix, 6 ay Prime Video aboneliği bile alınabilir. Netflix’te izleyecek şey bulamamak gibi bir sorunla çok fazla karşılaşıyorum. Bazen 6-7 dakika ekrana bakıp “hiçbir şey bulamadım” deyip Netflix’i kapattığım oluyorken, Amazon’da “bu kadar içerik nasıl bitecek” dedirtiyor şimdilik.

Numan Çebi, 15 Ocak 2020

Bu gönderiyi çevrenizle paylaşın: Yorum eklemek ister misiniz?

2019 yılında 324 sinema ve TV filmi izlemişim: 7 ve üzeri puan verdiğim 60 tanesi bu derlemede (Film tavsiyelerim de diyebiliriz)

Yıl boyunca, her hafta ortalama 6 film izlemişim. Bazen film geceleri yaptığımda art arda 2-3 film izlediğim için hiç film izlemediğim haftalar da olmuştur muhtemelen. Birkaç senedir kolay kolay film beğenmemeye başladığımı fark ettim, klişelerden bıktım herhalde. 2019 yılında, en çok Ocak ayında film beğenmişim, (tabi bu, en çok film izlediğim ay Ocak manasına gelmiyor).

IMDb’de eğer bir film gündemde değilse ve 7’nin altında puan almışsa çoğu zaman -özel bir nedeni yoksa- izlememeyi tercih ediyorum, izlediklerimden de 7’nin üzerinde puan verdiklerimi paylaşmayı uygun gördüm bu sebeple. Filmler 2019 yılında vizyona girmiş olmak zorunda değil bu arada, çünkü öyle olsa listede sadece 10 küsür film olacaktı (pek beğenmemişim bu yılki filmleri, hangileri istisna bunu göreceksiniz birazdan aşağıda).

Aşağıda 60 film var. 15 tanesine 8 ve üzeri puan vermişim. 8 ve üzeri puan verdiklerimin fragmanlarını da ekledim. Aralarından bir tanesi (25 Litre) YouTube’da tam haliyle yapımcı tarafından yayınlandığı için tam hali var, diğerleri fragman.


Aralık 2019’da izleyip, beğendiğim filmler

Masum Sanık Roger Rabbit (1988)

7/10

 

Creed II: Efsane Yükseliyor (2018)

7/10

 

Citizenfour (2014)

7/10

 

Joker (2019)

7/10

 

Koy (2009)

7/10

 


Kasım 2019’da izleyip, beğendiğim filmler

İrlandalı (2019)

7/10

 

Cazcı Kardeşler (1980)

7/10

 

25 Litre (2019)

8/10


Ekim 2019’da izleyip, beğendiğim filmler

Unutursam Fisilda (2014)

7/10

 

Nazi Concentration Camps (1945)

7/10

 

El Camino: A Breaking Bad Movie (2019)

7/10

 

Şike (1994)

9/10

Ejderhanı Nasıl Eğitirsin 2 (2014)

7/10

 

Müslüm (2018)

7/10

 

Oyuncak Hikâyesi 4 (2019)

7/10

 

Anna (2019)

7/10

 

Nefesini Tut (The Breath Holder) (2018)

7/10

 


Eylül 2019’da izleyip, beğendiğim filmler

Captain Marvel (2019)

7/10

 

Inside Bill’s Brain: Decoding Bill Gates (2019)

7/10

 

Bill Burr: Paper Tiger (2019)

9/10

The 33 (2015)

8/10


Ağustos 2019’da izleyip, beğendiğim filmler

Expedition Happiness (2017)

7/10

 

Kefernahum (2018)

8/10


Temmuz 2019’da izleyip, beğendiğim filmler

Kedi (2016)

7/10

 


Haziran 2019’da izleyip, beğendiğim filmler

When They See Us (2019)

10/10


Mayıs 2019’da izleyip, beğendiğim filmler

Polar (2019)

8/10

John Wick 3: Parabellum (2019)

7/10

 


Nisan 2019’da izleyip, beğendiğim filmler

Çok ilginçtir, bu ay izleyip beğendiğim filmlerin üçü de yerli.

Yok Artık (2015)

8/10

Aile Arasinda (2017)

7/10

 

Yol Arkadasim (2017)

8/10


Mart 2019’da izleyip, beğendiğim filmler

Bumblebee (2018)

7/10

 

Utoya (2018)

7/10

 

Mahkumiyet (2010)

8/10

Sirk (1928)

7/10

 


Şubat 2019’da izleyip, beğendiğim filmler

Yeşil Rehber (2018)

7/10

 

Örümcek-Adam: Örümcek Evreninde (2018)

7/10

 

Hayallerin Peşinde (2008)

7/10

 

İyilik Bul, İyilik Yap (2000)

7/10

 

Identity (2003)

8/10

Bohemian Rhapsody (2018)

8/10

Fyre (2019)

7/10

 


Ocak 2019’da izleyip, beğendiğim filmler

Meet the Parents (2000)

7/10

 

Ready Player One (2018)

7/10

 

The House That Jack Built (2018)

7/10

 

Neal Brennan: 3 Mics (2017)

7/10

 

Terra (2015)

7/10

 

Vegas’ta Son Şans (2003)

7/10

 

Lo and Behold: Reveries of the Connected World (2016)

8/10

Uzak Ufuklar (1992)

8/10

Ray (2004)

7/10 (Yıllar sonra tekrar izleyip puanımı değiştirdiğim filmlerden)

 

Everest (2015)

7/10

 

Tropik fırtına (2008)

7/10

 

Papillon (2017)

7/10

 

Snowden (2016)

7/10

 

Ajan (2015)

7/10

 

Touching the Void (2003)

9/10

Sufi Soul: The Mystic Music of Islam (2005)

7/10

 

The Trader (2018)

7/10

 

Into the Inferno (2016)

7/10

 

Numan Çebi, 30 Aralık 2019

Bu gönderiyi çevrenizle paylaşın: Yorum eklemek ister misiniz?

iPhone X ekranındaki “hayalet dokunuş” problemini hafife almayın, Apple’a başvurun

Ghost touching denen bir ekran hatası var. Ekrana dokunmadığınızda kendiliğinden bir yerlere dokunulmuş gibi davranıyorsa ya da yanlış yerlere dokunuyorsa, hayalet dokunma deniyor.

Son dönemde, 2017’nin sonundan beri kullandığım iPhone X’in ekranı arada bir kendiliğinden hareket etmeye başlayınca önce ciddiye almamıştım ama sonuncu hayalet dokunma hadisesini yaşadıktan sonra merakımdan bir aratayım dedim (bu tanımdan da haberim yoktu). Meğer kronik bir sorunmuş bu ve Apple, bir değişim programı başlatmış bununla alakalı.

Hatanın bir örneği:

Programın adı: “Touch Sorunlarına Yönelik iPhone X için Ekran Modülü Değiştirme Programı

Apple’ın konu ile ilgili açıklaması şöyle:

Apple, ekran modülündeki bir bileşenin arızalanması nedeniyle bazı iPhone X ekranlarında Touch sorunları yaşanabileceğini belirledi. Etkilenen aygıtlar aşağıdaki davranışları gösterebilir:

  • Ekran veya ekranın bir bölümü dokunmaya tepki vermiyor ya da zaman zaman tepki veriyor
  • Ekran dokunulmadığı halde tepki veriyor

Apple veya bir Apple Yetkili Servis Sağlayıcısı, uygun aygıtlardaki ekran modülünü ücretsiz olarak değiştirecektir.

Bu program, yalnızca söz konusu iPhone modeli için geçerlidir.

Bu program etkilenen iPhone X aygıtlarını kapsar ve birimin ilk perakende satış tarihinden sonraki 3 yıl boyunca geçerlidir.

Diğer ayrıntılar için Apple’ın sitesine gözatın.

Ben geçen hafta telefonun randevusu dolmuş olsa bile Genius Bar’dan garanti dışı rastgele bir şey seçerek randevu alıp gittim ve aynı gün birkaç saat içinde ekranı değiştirip cihazı akşamına teslim ettiler.

Bu hata ile karşılaştıysanız bir an önce Apple ile irtibata geçip gerekli modül değişimini yaptırın derim.

Numan Çebi, 21 Aralık 2019

Bu gönderiyi çevrenizle paylaşın: Yorum eklemek ister misiniz?

2019 yılı Spotify dürümüm: Schiller yine zirvede, yeni kimler var, bir bakalım

Spotify, her yıl Aralık ayında, geride bırakılan yıl boyunca en çok dinlediklerinizi paketleyip Spotify Wrapped adlı, görsel olarak zengin bir sayfada derliyor. Bu yılki sonuçlara göre, 2019’da Spotify’da, daha önceki yıllarda olduğu gibi, “en çok” Schiller dinlemişim.

Schiller müzik grubu

Schiller 98’den beri piyasaları öttüren, şair Friedrich Schiller’in adıyla boy gösteren Alman elektronik müzik grubu. Ben de 2005’ten beri, iflah olmaz bir bağımlısı olarak dinliyorum kendisini, sıkılmam da mümkün değil. Grubu tanıdığım şarkı, yine bir Alman müzisyen “Peter Heppner” ile birlikte yaptıkları 2003 çıkışlı “I Feel You” adlı parçaydı.

Bu şarkıyı sadece bir defa radyoda duymuştum ve evet o zamanlar radyo çok popülerdi, üstelik Shazam da yoktu. Şarkıyı bulana kadar aylarca debelenmiştim. Dinlemek isterseniz, aşağıdaki oynatıcı sizin için.

Spotify’a göre 2019’da ikinci ve beşinci arasında olanlar sırasıyla NAV, Pogo, James Blake ve Mees Salome’ymiş. Bitki değilseniz kesin seveceğinize emin olduğum Pogo var 3. sırada, öneririm.

Pogo’nun YouTube kanalındaki video klip mashupları olağanüstü, genellikle çizgi filmlerden ve eski sinema filmlerinden sahneler kullanıyor ve bazen canlı çok etkileyici şovlar da yapıyor. Örnek:

En başarılı bulduğum parçası, dünyanın geri kalanı ile birlikte Alice:

Bu yıl 44 farklı ülkeden müzik dinlemişim.

Spotify’ın en çok dinlediğim türler arasında gösterdiği o pop, 90’lar pop’u, lütfen, karışıklık olmasın.

2019’da en çok dinlediğim şarkıları bu bağlantıdan dinlebilirsiniz:

Numan’ın Spotify Wrap’i

Bana düzgün bir seçki ver lütfen derseniz de son zamanlarda pek güncellemediğim, şimdi yeri geldiği için paylaşacağım müzik blogumu buraya bırakayım:

muziksever.numancebi.com

Badumtıs.

Diğer müzik gönderileri için şuraya alalım sizi.

Numan Çebi, 5 Aralık 2019

Bu gönderiyi çevrenizle paylaşın: Yorum eklemek ister misiniz?

UX Design (Kullanıcı Deneyimi Tasarımı) Nedir? (Örneklerle Anlatım)

UX Design (Türkçe: Kullanıcı Deneyimi Tasarımı) en basit tabiriyle; bir ürünle etkileşimde sağlanan kullanılabilirlik, erişilebilirlik ve arzu edilebilirlik yoluyla kullanıcı davranışını gözlemleme, değerlendirme, gerekiyorsa değiştirme ve istenilen yönde geliştirme işlemidir.

Son yıllarda dev bir yükselişte olan kavram, tasarımcıların ilgisini çektiği kadar, şirketlerin de grup içi toplantılarında ve konferanslarında da çok sözü edilmeye başlanan bir şeye dönüştü.

İnsanları yönlendirmek, para kazanmak isteyen her şirketin işine gelir haliyle. Reklamlar kullanıcı deneyimini doğrudan etkileyen şeyler olmasa da insanları yönlendirmek için üretilmiş görsel ve işitsel medya ürünleri mesela. Yanıltıcı reklam yapmak etik olmasa bile reklamlarda abartılı ifadeler kullanmak, diğerlerini bir şekilde kötülemek ve kendi ürününe yönlendirmeye çalışmak da pasif bir kullanıcı deneyimi hikayesi doğuruyor; pek fark edilmese de bunların birçoğu doğruyu yansıtmıyor ve etik dışı.

Yemek yaparken televizyondan gelen sese kulak vermese de pasif dinlemede olan birinin beynine belli başlı sloganlar ve gizli öğütler kazınıyor ve bir sonraki alışverişinde o kişi, süpermarkette o ürünün adını gördüğünde reklamı baskın olarak düşünmeden alt belleğinde onu almaya şartlandığı için eğilimi bu yönde olabiliyor.

Biraz korkunç bir senaryo gibi ama tamamen gerçek.

Photo by Uriel Soberanes on Unsplash

Belli başlı senaryolar için üretilmiş kullanıcı örneklerine kullanıcı deneyimi tasarımı süreçlerinde “persona” yani karakter, şahıs vs. denir. Mesela bir ev hanımı, 2 çocuklu, 43 yaşında Selin; ya da 27 yaşında, ikinci üniversitesini de uzatan, işsiz Ali, aynı ürünü kullanabilecek hedef kitlenizin içinde olabilir. Bu persona, ürünü aldıktan sonra o ürün ile ilgili hangi kullanıcı deneyimi aşamalarından geçiyor, bir bakalım isterseniz.

Kullanıcı Deneyimi (User Experience)

Aşağıda örneklendireceğim senaryoyu bir mısır gevreği için de bir kablosuz kulak içi kulaklık için de kullanabilirsiniz. Bu bir kullanıcı deneyimi tasarımı değil, “kullanıcı deneyimi” örneğidir, ikisini karıştırmayın lütfen.

  1. Ürünün türüne bağlı olarak eline aldığında hissettirdiği (kalitelilik hissi, görünüş vs.)
  2. Fiyat faktörü (ayırdığı bütçeden biraz fazlaysa, buna değip değmeyeceği)
  3. Ürünü açtığında, kullanıma hazır hale getirirkenki aşamalar (kolay bir şekilde kullanmaya başlayabiliyor mu, bu süreçte sorun çıkaracak bir şey var mı)
  4. O şeyi kullanırken yaşanan deneyim (tadı, ses kalitesi gibi; çevre etkenler, yani hemen sütün içinde eriyor mu, ses izolasyonu nasıl vs.)
  5. Sorun yaşandığında, nasıl bir müşteri memnuniyeti süreci yaşandığı (paketi açıldıktan bir gün sonra bozulan mısır gevreği ya da bir hafta içinde hışırtı çıkarmaya başlayan kulaklık, sizi nasıl bir yola sürüklüyor; muhtemelen gevreği atar bir daha o marka ürün almayabilirsiniz, kulaklığı ise şansınızı dener, servise gönderirsiniz, “kullanıcı hatası” deyip geri gönderirlerse nasıl davranırsınız, bunlar çok önemli faktör ve ihtimaller)

Bu, marka ve model ile alakalı, love mark (sevilen, favori marka) veya hate mark (nefret kazanan marka) dediğimiz, kullanıcının bir markaya bağlılığını ya da bakışını değiştirebilecek kullanıcı deneyimi örneğiydi. Bunların tamamı, bir web sitesi, bir mobil uygulama ya da insan-makine ilişkisi yaşanabilecek her koşul için geçerli olabilecek durumlar.

Kullanıcı Deneyimi Tasarımı (User Experience Design)

Kendi alanım olan, kullanıcı merkezli mobil uygulama arayüzleri ve web siteleri tasarlamak ile örneklendirerek, çok temel anlatacağım.

Bir web sitesi ya da uygulama tasarlıyorken, öncelikle bunun bir ürün olduğunu unutmuyoruz. Sadece arayüzden ibaret değil, aynı zamanda yazılımının da deneyime dahil olduğunu, kullanıcının gördüğü hata ekranlarının da arayüzü tasarlayan kişi (belki aynı kişi, yani UX tasarımcı, belki farklı bir UI {kullanıcı arayüzü} tasarımcı olabilir) nezdinde “beni ilgilendirmiyor” denmeyecek kadar -aslında- alakalı olduğunu unutmayalım.

Yani kullanıcı deneyimi tasarımı, ürünün fikir aşamasından, son kullanıcıyla -buluşması demiyorum- etkileşimini tamamladığı ana kadarki sürecin tamamını kapsıyor. Yani bir arayüzde reklamların nerelerde görüntülenmesi gerektiği de kullanıcı deneyimi tasarımcısının karar vermesi gereken bir unsur, bir işlem için kaç ekran gezilmesi gerektiği de; hatta yazılım aşamasında yaşanabilecek bir hata (sunucunun geç yanıt vermesi, hizmetin o esnada kullanılamaması / bakım vs.) ekranında kullanıcıya ne sunulabileceği de.

Bunların tamamı, ürünün fikir aşamasından itibaren planlanması gereken detaylar. Yeni donelerle, kullanıcı deneyimi tasarımı da her ürün için her zaman gelişmeye devam eder, yani biten, sonu olan bir süreç değil aslında.

Örneğin şu anda çalıştığım şirkette, her gün milyonlarca insana, milyonlarca ekran gösteriyoruz ve her ay binlercesinden tamamiyle gönüllü ya da ihtiyaç duydukları için geri bildirimler alıyoruz (çoğu zaman bizim özellikle istememiz gerekmiyor bile); bunları değerlendirip, yanlışlarımızı görüyoruz, olması gerekenleri, oldurmaya çalışıyoruz. Herkesi mutlu etmeye çalışırken, temel tasarım ilkelerimizden vazgeçmemeye de dikkat ediyoruz.

Bir kullanıcı deneyimi tasarımı süreci, üç aşağı beş yukarı şöyle ilerliyor;

  1. Kullanıcı ile empati ve ilerleyen aşamada yüz yüze görüşmeler ya da çevrimiçi geri bildirimler ile hedef kitlenin ihtiyacını tam olarak anlama
  2. Persona yaratma (yukarıda bahsetmiştik), storyboardlar (senaryo üretimleri), journey map (müşterinin yolculuk haritası, tahmin edilen süreç)
  3. Problem varsa bunu belirleme (size, üretici olarak problem olarak gelmeyen bir şey, kullanıcıya göre bir problem olabilir)
  4. Tasarım için fikirler üretme, çizimler yapma, gerekirse sayfalarca karalayıp çöpe atma (bir ekran için onlarca çizim yapılabiliyor en kusursuza yakınını bulabilmek için; bu aşamada beyin fırtınaları, kullanıcı akış şemaları üzerinden fikir yürütmeler vs. yardımcı olabilir)
  5. Prototip süreci, yani bir ürünü eğer uygulama ise örneğin, mağazaya yüklemeden önce prototipini üreterek deneme ve denetme, gerçek senaryoları taklit etme (önce bir harita çıkarılabilir, düşük-profil çizimlerle neyin nerede olacağı resmedilebilir, sonra gerçeğe yakın çizimlerle dijital ortamda arayüz hazırlanır, mümkünse interaktif hale getirilebilir -ki en etkilisi budur)
  6. Test sürecinde karşılaşılan engelleri aşma, yeni geliştirmeler gerekiyorsa yapma ve bunlarla birlikte tekrar test edip, sorunsuz hale geldiğine inanana kadar bunları tekrar etme (bazen sınırlı sayıda insanla beta grup oluşturarak, ürünün bu halini onlara sunmak da güzel bir sonuç verebiliyor, kullanım raporları çok büyük yardımcınız olacak bu süreçte)

Son maddede bahsettiğim şeyi son uygulamamız için yaptık. 1000’in üzerinde gerçek iOS kullanıcımız ve 2500’e yakın Android kullanıcımız ile aylarca süren bir beta test süreci gerçekleştirdik (bu sayılar yüksek görünse de her gün milyonlarca kullanıcıya erişen bir hizmetin, hedef kitlesinin yüzde biri bile olmadığı için aslında küçük bir grup diyebiliriz) ve muhteşem sonuçlar aldık. Beta testlerin ardından, uygulamayı çıkardığımızda (herkese açtığımızda) aylarca, uygulamamızın mağazalardaki puanı 5 üzerinden 4,7 ve üstü gezindi. Bu da görmeye çok alışık olmadığımız bir durumdu. Özellikle bu ölçekte bir kullanıcıya hitap eden ve kapsamı bu kadar geniş (özellikler bakımından) bir uygulamada 4,7 çok iyi bir puan diyebiliriz.

Web sitemin anasayfasında, projelerden birinden bahsederken, sonuçta elde ettiğimiz şeyi örnek vermiştim mesela, bu uğraşların neye yaradığını görebilmeniz için anasayfamdan alıntılıyorum;

Arayüzlerini tasarladığım, iOS ve Android platformlarına çıktığımız mobil uygulamamız ile 2019’da üyelerimizin akıllı telefonlarıyla sitemizde geçirdiği süreyi 8 kat artırdık, gezinti hızını 20 katına çıkardık, sayfa yükünü ise mobil sitemizin 4’te birine indirdik. Böylece ortalama bir kullanıcı, her ay mobil sitemizde 5 sayfa görüntülerken, uygulamamızı kullanan her bir kullanıcı, ayda 295 ekran gezer hale geldi.

Kullanıcı deneyimi tasarımınını ciddiyetini anlatabilmişimdir umarım.

Temelde neye yaradığı ve nasıl ilerlediğini ancak böyle özetleyebilirdim. Daha fazla benzer makale için blogumdaki ilgili kategoriyi görüntüleyebilirsiniz.

Numan Çebi, 29 Kasım 2019

Bu gönderiyi çevrenizle paylaşın: Yorum eklemek ister misiniz?

Tüm iPhone, Mac, Watch modelleri ile Android Telefon ve Tabletler için Sketch Görsel Şablonları

Facebook’un birkaç yıldır sunduğu bu ücretsiz hizmet çok faydalı ve kapsamlı. Tasarımlarınızı sunarken gerekebilecek bazı cihazların görünümlerini, Devices adlı bu sayfada ücretsiz paylaşıyorlar. İşin güzel yanı şu ki; her güncel cihazı en kısa sürede ekliyorlar. Mesela henüz çok kısa süre önce tanıtılmış olan iPhone 11 ve Apple Watch 5 modelleri için bile görseller yüklenmiş durumda.

Projede emeği geçenler: Riccardo Carlet, Jeff Smith, Eric Liang, Andrew Aquino, Robin Clediere, Dean Hudson, Pietro Schirano, Harry Copeman, Andrew Pouliot, Yih Liang, Shali Nguyen, J.T. Trollman, Benji Kuroda, Gabriel Valdivia, Pelle Wistén, Priyanka Kodikal, Mohammed Abid, Jeremy Friedland, Marcos Mejia, Trevor Phillippi, Moeed Mohammad.

Bağlantı: http://facebook.design/devices

Bonus

iOS iPhone GUI kit: http://facebook.design/ios11

Origami, Sketch, Framer ve Photoshop için…

macOS için Masaüstü kiti: http://facebook.design/desktopkit

Numan Çebi, 19 Ekim 2019

Bu gönderiyi çevrenizle paylaşın: Yorum eklemek ister misiniz?

Tasarımcılar için Ücretsiz Vektör İllüstrasyon Kaynağı (Onlarca Tema, Harika Çizimler)

Ouch! adlı bu proje, Icons8’in bir servisi. Yüzlerce vektör çizim içeriyor. Bu çizimleri, hem kendi içinde kategorilendirmişler, hem de tamamını birden indirmenize müsade etmişler, döndürüp döndürüp kullanın diye.

Mesela “sayfa bulunamadı” temalı bazı vektörlerden bazıları:

Bunun gibi onlarcası olduğu gibi, başka onlarca kategori daha bulunuyor.

Temaların tamamı şimdilik bu (ekleniyor zamanla):

Page not found
Order completed
Logged out
Sign up
Sign in
Downloading
Uploading
Success
Unsubscribed
Fatal error
Message sent
No messages
No comments
Bad gateway
List is empty
Upgrade
Done
No connection
Searching
Waiting
Payment processed
Come back later
Delete confirmation
404 error
Welcome
Log out
Page Under Construction
Design
Delivery
Coming soon
See you soon
Something went wrong
Animal care
Location
Security
Finance
Service
Workflow
Technologies
E-commerce
Delete
Education
Relationships
Medicine
Science
Sport
Nature
Plants

Görselleri indirmek PNG formatında ücretsiz. Vektörlere ulaşmak isterseniz ayrıca bir ufak ödeme yapmanız gerekiyor, bir gözatın.

Bağlantı: http://icons8.com/ouch

Numan Çebi, 16 Ekim 2019

Bu gönderiyi çevrenizle paylaşın: Yorum eklemek ister misiniz?

2019’un İkinci Yarısında Aktif Olarak Dinlediğim Çeşitli Kategorilerden Podcast Yayınları

Daha önce bir podcast yazısı yayınlamıştım bu yılın başlarında. Şimdi, yine bu yıl dinlemeye başladığım ve devam ettiğim bazı podcast yayınları önereceğim.

Bu kez podcast sayısı fazla olduğu için tek tek tüm platformlar için bağlantılarını bulup paylaşmakla vakit kaybetmek istemedim, ilgilendiğinizi, kullandığınız podcast uygulamasında aratın lütfen.

O Tarz mı? (Sorunlara çözüm bulan yayın.)

4 yıldır devam ediyormuş. Can Bonomo’nun dahil olduğu, aşağıdaki kapak fotoğrafında, projedeki diğer isimleri de görebileceğiniz bir oluşum. Kategorisi için komedi diyebiliriz, genelde goygoy yapıyorlar. Dinleyicileri ekibe çözmelerini istedikleri problemleri gönderiyorlar, onlar da dinleyicilerine önerilerde bulunuyorlar. Tabi ciddi öneriler değil bunlar.

Tahminatörler (Siz uğraşmayın, bırakın onlar tahmin etsin.)

Cenk ve Erdem Beylerin, yine kendi tarzında boş yaptıkları, bizim de bayıla bayıla dinlediğimiz, yarımşar saatlik “tahmin” yayınları. Boş yapmak elbette kötü manada değil. 20 yıllık dinleyicileri olarak, o boş yapma yeteneğine sahip olabilmek için canla başla çalışıyoruz. Askerleriyiz.

Şimdilik bir sezon yayınlandı ve bitti, ikinci sezon için Erdem Bey, Cenk Bey’i ikna etmeye çalışıyordu en son. Etmiştir muhtemelen. Eder çünkü.

Radyo Tiyatrosu (Klasik bir TRT nostaljisi.)

Akşamları, “arkası yarın” kuşaklarında dinlediğimiz radyo tiyatroları, TRT ile tekrar bizlerle. Bu kez dijitalde. Çok güzel proje ama çok az bölüm yayınlıyorlar. Son 1-2 aydır yeni bölüm gelmedi, geldi mi de tatmin ediyor. Bir bakın.

Girişimci Muhabbeti

Adından da anlaşılabileceği üzere, girişimler konuşuluyor. Her bölüm çok uzun ama her bölüm çok dolu. Aşağıda vereceğim diğer podcastler ile “kardeş yayınlar”, birbirlerinin reklamlarını yaptıkları için bir şekilde hepsini dinler oldum. Arada güzel konukları oluyor, anladığım kadarıyla 3 kişilik kemik bir ekibi var, onun dışındakiler değişken. Tam çözemedim henüz.

Yollarda.TV

Hem podcast, hem de YouTube kanalı. Araçla -anladığım kadarıyla- işe giderken 10-15 dakikalık kayıtlar yapıyorlar. İş fikirleri, girişimler, teknoloji şirketleri ekseninde fena olmayan bir muhabbet dönüyor, bir şans verebilirsiniz.

Paraşüt’le Üretim Bandı

Projelerin, ürün geliştirme ve yazılım aşamalarını konuşan, konuklu monuklu, biraz ağır ilerleyen ama güneşlenirken son iki haftadır bol bol dinlediğim bir podcast yayını.

Bir de önerip önermemekte tam emin olamadığım, henüz 2-3 bölümünü dinlediğim bir podcast var, adını vereyim, isteyen bakabilir: Mücadele

Ek olarak, yukarıdaki girişim, yazılım podcastlerine içerik bakımından benzeyen 1:0 adlı podcast yayınına da bakabilirsiniz.

Numan Çebi, 30 Ağustos 2019

Bu gönderiyi çevrenizle paylaşın: Yorum eklemek ister misiniz?

Kullanıcıyı nasıl kendinize sövdürürsünüz? User Inyerface: Tam bir hayal kırıklığı deneyimi

Bu yazıda bahsedeceğim, Akrep Nalan’ın kişisel web sitesinden sonra, internet tarihinin en güzel ikinci sitesi olabilir. Tabi bu site Akrep Nalan’ınkinin aksine, ironik.

Arayüz tasarlarken kullanıcılara nasıl zorluklar çıkarılabilir diye sormuşlar (Bagaar diye bir oluşum) ve bulabildiklerinin tamamını tek bir web sitesi formu örneği üzerinde toplamışlar.

UserInyerface.com adresinden erişilebilen sayfa, arka arkaya birkaç ekrandan oluşan ama sonraki ekranlara geçmenin neredeyse imkansız olduğu, imkanını bulsanız bile her seferinde “yuh” dedirten bir oyunun adımları gibi.

Hadi iyi eğlenceler diyeceğim ama pek eğleneceğinizi düşünmüyorum.

Sitenin üzerinde bir de sayaç var, ne kadar sürede formu tamamladığınızı gösteriyor.

Kaynağım @gokmen’in bu tweet‘i.

Numan Çebi, 4 Temmuz 2019

Bu gönderiyi çevrenizle paylaşın: Yorum eklemek ister misiniz?

Hayvan Gibi Müzik Yapanlarda Bu Yıl: 2019’da En Çok Dinlediğim EDM Prodüktörü “Boris Brejcha”

Bir Alman DJ ve müzik yapımcısı olan Boris Brejcha, kendi müzik tarzını “High-Tech Minimal” olarak nitelendiriyor.

Tomorrowland‘de de arzı endam etmiş DJ’lerden biri olduğu için kalitesini tartışmayalım hiç.

En son ve büyük bir etkinliğini bu ay Fransa‘da Grand Palais‘te düzenledi. Aşağıdaki konser kaydını kaliteli bir kulaklık ya da ses sistemi ile dinlemenizi öneriyorum.

Last.fm’de en çok skroplanan şarkısı Purple Noise ile önce bir tarzını tanıyayım diyenler için şuraya bırakıyorum:

Soundcloud’da da profili var Boris’in.

Keyifli dinlemeler.

Bazı bilgiler:

EDM olarak da bilinen Elektronik dans müziği, bir müzik kategorisidir. Elektronik ses cihazları ile sadece dans etme amaçlı üretilen müzik türlerinin toplandığı çatıdır denilebilir. Elektronik dans müzik kategorisi kendi içerisinde 4 gruba ayrılır. Bunlar; Down Tempo Dance Tempo Trance Hard olarak sıralanmaktadır.

Tomorrowland Festivali, 2005 yılından beri Belçika’nın Boom kentinde gerçekleştirilen ve Avrupa’nın en büyük müzik etkinliklerinden biri olarak kabul edilen elektronik müzik festivali.

Grand Palais olarak bilinen Grand Palais des Champs-Élysées, Paris’in 8. bölgesinde, Champs-Élysées’de bulunan büyük bir tarihi mekan, sergi salonu ve müze kompleksidir.

Last.fm, 2002 yılında Londra’da kurulan bir internet radyosu ve kardeş proje Audioscrobbler ile Ağustos 2005’te birleşmiş bir müzik önerme sistemidir. 30 Mayıs 2007’de 280 milyon dolar karşılığında CBS Interactive tarafından satın alınmış, böylece Avrupa’nın en büyük Web 2.0 satın alması olarak kayıtlara geçmiştir.

Diğer müzik içeriklerine de bir gözatın, bunu sevdiyseniz, orada da seveceğiniz şeyler olacak muhtemelen: Müzik Gönderileri

Numan Çebi, 28 Haziran 2019

Bu gönderiyi çevrenizle paylaşın: Yorum eklemek ister misiniz?

UXAlive 2019’un ardından: Epik İşler, bunlar nasıl işler?

Yine her yıl olduğu gibi, yıllık ritüelimizi yerine getirdik. Kullanıcı deneyimi konferansı UXAlive’ın, Userspots’un katıldığım deyimiyle “Yılın en çok beklenen UX etkinliği” olan 2019 sürümünü de geride bıraktık.

Her geçen yıl bu konuda daha da profesyonelleşen Userspots ekibinin sözcüsü olarak, organizasyon sahibi Mustafa Dalcı‘nın ifadeleriyle “yıllık faaliyet raporu”na dönüşmüş açılış konuşmasının ardından, dolu dolu bir gün ile katılımcılar beslendi, ilhama doydu açıkçası. Etkinlik bu yıl Maslak Hilton‘daydı.

Rolf Molich, David Vogel, Terri Rodrigues-Hong, Aylin Uysal, Amer Arab gibi değerli isimlerin de aralarında bulunduğu çok güzel bir konuşmacı ekibi vardı.

Ahmet Durmuşoğlu ve Serbay Arda Ayzit‘in katıldığı Mustafa Dalcı moderatörlüğündeki SEO ağırlıklı panel de pek keyifliydi. Kafamdaki bazı soru işaretlerine de yanıt bulmuş oldum. Mesela “ux designer, ux tasarımcı” gibi aramalarda, özel bir çabam olmamasına rağmen neden Google’da çoğu zaman ilk sayfada çıktığıma dair, hatta “ux designer” aramasında çıkan tek bireysel tasarımcı portföyü olduğum konusunda daha oturaklı tahminlerim var artık. Farkında olmadan bazı şeyleri çok doğru yapmışım sanırım. Bu konuda birkaç not da aldım, web sitemin anasayfasına eklemeler ve bazı düzenlemeler yapacağım SEO için.

Açılış konuşmasının sonlarına doğru ancak yetişebildiğim için başlangıçta oynatılan Epik İşler tarafından hazırlanan açılış videosunu sonradan görebildim. Gerçekten de harika bir iş çıkarmışlar. 2-3 yıl önce bir workshoplarına katılarak birlikte stop-motion film hazırladığımız bu dinamik ekibin, UXAlive ile birlikte adeta şov yaptığına tanıklık etmiş oldum.

Videodan bazı görüntüler paylaşıyorum, emek akıyor resmen. 👏🏻

Twitter’dan da beğenilerimi paylaştım ama yine düşüncelerimi buraya da eklemek istiyorum, bulunsun.

Bahsi geçen açılış videosunu izlemek için Epik İşler‘in ilgili tweet’ini görüntüleyin (aşağıdaki bağlantıya tıklayabilirsiniz):

Her iki ekibi de tebrik ediyor, önümüzdeki yılki etkinliği iple çekiyorum.

Kullanıcı deneyimi konusundaki diğer yazılara ve kullanıcı deneyimi etkinliği paylaşımlarıma buradan gözatın.

Numan Çebi, 26 Nisan 2019

Bu gönderiyi çevrenizle paylaşın: Yorum eklemek ister misiniz?

Tasarım için Hangi MacBook Pro? (2016 ve 2018 Model Karşılaştırması)

2016 MacBook Pro, TouchBar barındıran ilk Mac olması sebebiyle özellikle benim için bir arzu nesnesiyken, 2018 MacBook Pro’nun görünür pek bir artısı olmasa da neden daha tercih edilebilir? Ya da almaya gerek var mı?

2016 MacBook Pro, Ekim ayında duyurulup bir-iki ay sonra da satışa çıkmış, özelleştirme ile 256 GB SSD’yi, 512’ye çıkardığımızdan dolayı biraz gecikmeli olarak -yanlış hatırlamıyorsam- Ocak ayında (2017) elime geçmişti.

Kullanmaya başlar başlamaz hayran olduğum bir aletti. Uzun zamandır da Apple ekosistemine aşina olduğum ve hemen hemen her ürününü kullandığım için kısa sürede alışmıştım. Daha önce MacBook olmasa da farklı Mac’ler kullanmıştım ama Mac notebook bir başkaymış, onu görmüş oldum.

Fotoğrafta solda MacBook Pro 2018 15″ Uzay Grisi, sağda ise MacBook Pro 2016 15″ Gümüş renk olan versiyon bulunuyor, her ikisi de TouchBar’lı versiyon. (15″ versiyonlarda TouchBar’sız alternatif hiç olmamış olabilir, emin değilim.)

En yoğun kullandığım, büyük dosya boyutlarında yüksek performans gerektiren uygulamaların kısa bir listesi:

  • Adobe Creative Cloud ürünleri (Photoshop, XD, Illustrator, Dreamweaver, nadiren After Effects)
  • Sketch ile birlikte Avocode, Zeplin ve türevleri
  • Trello, Slack, Github gibi -görece daha az performans gerektiren- uygulamalar
  • Sürekli açık olan iTunes gibi yerleşik birkaç Mac OS uygulaması

Genelde kullandığım uygulamalar bunlar, neredeyse hiç güç harcamayan ve nadiren kullanmak gereken diğer yardımcı uygulamalara değinmeye gerek duymadım. FileZilla gibi.

Geçtiğimiz haftaya kadar 2016 model MacBook Pro’yu kullanıyordum ve performansından çok memnundum, hiçbir şikayetim yoktu, büyük dosya boyutlarında da çok az bekliyordum, zaten stabil bir işletim sistemine sahip olduğu, yükü güzel absorbe ettiği ve gücü iyi yönettiği için şikayetim yoktu.

Bu hafta başında 2018 model MacBook Pro’ya geçince, zaten memnun olduğum performans canavarı bilgisayar, şahlanmış gibi oldu. 4 gündür kullanıyorum yenisini ve oldukça memnunum.

Yukarıda adı geçen uygulamalardan sadece After Effects’i kullanmadım bu süre boyunca, onunla ilgili de bir video inceleme izledim YouTube’da. İncelemede görüldüğü kadarıyla, o da tatmin edici düzeyde iyileşmiş görünüyor.

Yeni bilgisayarın öncekinden farklı olan bir özelliği de görsellerde görebileceğiniz üzere rengi. Koyu renk kasaya geçince, Mac OS’in de koyu temasını kullanmaya başladım, başta hem cihazın rengini hem de tema rengini garipsesem de alışmam 1-2 gün aldı. Şu anda görüntüsünden de çok memnunum.

Sonuç olarak, eğer bir 2016 model MacBook Pro’nuz varsa almaya değer mi ya da yoksa bile 2018 model bir MacBook Pro mu almalısınız?

Çok gerek yok, en azından benim gibi bir arayüz tasarımcısı iseniz gerek yok. Çok fazla render’lık işiniz varsa, 3D model veya video işleme için kullanacaksanız (taşınabilir olmak zorundaysa) değerlendirebilirsiniz.

Eğer şu sıralar alacaksanız, Apple fiyatları halen 1 Dolar = 7 TL olduğu için (geçen yılın ikinci yarısı yapılan yanlış Dolar fiyatı ön görüsü neticesinde yapılan güncellemesi sebebiyle) biraz daha beklemek -belki- yararınıza olabilir. Seçimlerden sonra Dolar yine yukarı yönlü fiyatlanırsa beklemeye gerek yok ama Dolar düşer veya sabit kalır ve Apple yeni bir lansman yaparsa fiyatlar düşecektir, bu kesin.

2016 model MacBook Pro, donanım yükseltmesi ile beraber (standart giriş modelinin SSD’si 512’ye çıkartılmıştı sadece) tam hatırlamamakla beraber 11-13 bin TL arasında bir fiyata sahipti. Şu anda Sahibinden.com gibi ikinci el ilan sitelerinde 9-10 bin TL civarı fiyatlarla bulunabiliyor.

Şu anda bu yazıyı yazdığım 2018 model MacBook Pro, bugün itibariyle (2.6 GHz 6 çekirdekli işlemci ve 512 GB depolama kapasitesine sahip üst modeli) 21,5 bin TL etikete sahip.

Bu cihazı alırsanız, unutmamanız gereken önemli bir detay da USB Type-C girişlere sahip olduğu. Yani sahip olduğunuz herhangi bir harici bileşeni bilgisayara takabilmek için dongle diye tabir edilen çevirici aparatlar satın almanız gerekiyor. Örneğin HDMI ve USB özelliğine sahip bir dönüştürücü 529 TL‘den satılıyor.

Özetle, çok da lazım değilse almayın. Lazımsa da bir daha düşünün. 😄

Numan Çebi, 7 Mart 2019

Bu gönderiyi çevrenizle paylaşın: Yorum eklemek ister misiniz?

Mac OS Deneyiminizi Olumlu Yönde Etkileyecek 3 Yararlı Uygulama

Her yeni Mac OS kurulumunda ya da bilgisayar değiştirdiğimde, ilk iş olarak kurduğum bu 3 uygulama hayat kurtarıyor. Biri ücretsiz, ikisi ücretli olan uygulamaları bir kez kullanmanız yeter, bağımlısı olacaksınız.

Better Touch Tool

Özellikle Windows’tan Mac’e geçiş yaptıysanız, alışık olduğunuz Windows işletim sistemi özelliklerinin bir çoğunu tekrar elde edebilmenizi sağlayan bir araç. (Pencereleri kenarlara ya da köşelere sürükleyerek yapıştırmak gibi. Windows’tan farklı olarak, detaylı ayarlar yapabiliyorsunuz bununla alakalı. “Sağa yapıştırınca ekranın %X kadarını kaplasın” gibi.)

Windows alışkanlıkları umrunuzda değilse ve Mac’inize ekstra özellikler kazandırmak istiyorsanız da bu uygulama yine çok yararlı.

Trackpad, normal fare ya da Magic Mouse, trackpad, klavye tuşları gibi, her türlü harici ve dahili donanıma, sekanslar halinde ya da tekil olarak normalde çok zorlayıcı ve uzun sürecek görevler atayabiliyorsunuz.

3 yıldır MacBook Pro’larda bulunan Touch Bar’ı da özelleştirebiliyor, yine bu bara ekstra özellikler kazandırabiliyor, çeşitli kısayollar ekleyebiliyorsunuz.

Bu program ile bilgisayarınıza verebileceğiniz emirlerin bir limiti yok. Burada bahsedemeyecek kadar fazlalar.

45 günlük deneme sürümü ile uygulamaya bir şans vermek için web sitesini ziyaret edin: http://folivora.ai/

Remote Mouse

Cep telefonu veya tabletinizi, kablosuz fare ve klavye setine dönüştürmekle kalmıyor, Mac’inizin Dock’undaki uygulamalara da kısayoldan erişebiliyor. Uygulamayı bir kez açıyorsunuz ve mobil cihazınıza da kontrolcüyü kuruyorsunuz, sonra arkanıza yaslanıyorsunuz, hepsi bu.

Uygulamalar özelinde de çeşitli kısayollara erişebiliyorsunuz. Mesela tarayıcıya girdiğinizde, yer imleriniz elinizin altında oluyor.

Sesle yazma, uzaktan bilgisayarın sesini kontrol etme, herhangi bir yüzeye koymadan havadan fare imlecini oynatma özellikleri gibi çeşitli kolaylıkları bulunuyor.

Bu uygulama hem ücretsiz, hem ücretli. Ücretsiz kullanırken, kısıtlı bazı özelliklere erişiminiz oluyor ama bununla da yetinmek isteyebilirsiniz, denemekte fayda var. Ücretli versiyonu almazsanız, uygulamayı her açtığınızda bir kereye mahsus kendi reklam görseline maruz kalıyorsunuz.

Uygulamayı kuramadığınız cihaz neredeyse yok, çoklu platform desteği sunuyor. (Kontrolcüyü Android telefonlarınıza da kurabiliyorsunuz bu arada.)

İndirip denemek veya satın almak isterseniz web sitesi: http://www.remotemouse.net/

Scroll Reverser

Standart fare kullanıyorsanız bu uygulamaya ihtiyacınız olacak. Mac’e yeni geçtiyseniz eksikliğini hissetmişsinizdir mutlaka. Farenizin doğal (görece ama alışılagelmiş senaryodaki gibi) davranmasını istiyorsanız bu uygulamayı ücretsiz olarak indirip kuruyorsunuz ve tercihlerinizi belirliyorsunuz. Mac OS’in kendi touchpad ve fare ayarları ile çakışmamasına özen gösterip uygulamayı unutuyorsunuz.

Şuradan indirin: http://pilotmoon.com/scrollreverser/


Uygulamaların üçünü de kurduktan sonra “bilgisayar yeniden başlatıldığında açılsın” seçeneklerini işaretleyerek kullanmaya başlayın, bazısı kendiliğinden başlamıyor, önce seçmeniz gerekebiliyor.

Üçünü de yıllardır kullanıyorum ve çok memnunum. En son dün yeni MacBook Pro’ya geçtiğimde de kurdum, bu vazgeçilemez uygulamaları neden  internetle de paylaşmıyorum diye düşündüm. İşte şimdi buradayız. 😄

Numan Çebi, 6 Mart 2019

Bu gönderiyi çevrenizle paylaşın: Yorum eklemek ister misiniz?

Bu Uygulama, El Çizimi Arayüzlerinizi Sketch’e Aktarıyor ve Makine Öğrenmesi ile Kendini Sürekli Geliştiriyor

Dün akşam Instagram’de gezinirken, nadiren gerçekleşen bir şey oldu ve beni alakadar edebilecek bir reklam çıktı karşıma. Reklamda bahsedilen servis oldukça etkileyici olunca, hemen kullanmak istedim ama ne yazık ki şu anda sadece BETA süreci için davetiye talebinde bulunabiliyoruz.

Nasıl çalışıyor?

Siz planladığınız arayüzü kağıda el çizimiyle döktükten sonra, fotoğrafını Uizard’a yüklüyorsunuz, o da arayüzü Sketch’in okuyabileceği eli yüzü düzgün bir formata dönüştürüyor. Arayüzü doğrudan kullanmanız için üretmiyor tabi ki ama üzerine toplantı yapacakken daha anlaşılır, daha düzgün bir görünüm ile sunum yapabiliyorsunuz mesela (faydalarından biri bu diyebiliriz).

Aşağıda nasıl çalıştığını uygulamalı olarak gösteren bir video (kendi resmi tanıtım videosu) var.

Uizard için şu anda web sitesi üzerinden BETA katılımı talebinde bulunabiliyoruz. Ne zaman çıkacak, ne kadar fiyat biçilecek, henüz belli değil.

Servis arayüzü:

Neyi ne yapıyor:

Front-end kodu da otomatik olarak yaratabiliyor:

Bunu nasıl yapıyor (arkasındaki teknoloji):

BETA kaydınızı oluşturun: http://uizard.io (Bu bağlantı ile kaydolduğunuz taktirde, servisi test etmek için her kayıt için 5 ücretsiz “wireframe-to-code hakkı” daha kazanıyorum, bilginize. Referanssız kaydolmak isterseniz, uzantı hariç bağlantıya gidebilirsiniz.)

Güncelleme: Referans hakkım doldu, herkese teşekkürler, referanssız bağlantı: http://uizard.io

Numan Çebi, 1 Mart 2019

Bu gönderiyi çevrenizle paylaşın: Siz de Yorum (2) eklemek ister misiniz?

UXistanbul 2019 Favorim “BMW Xplore”

Yılın ilk büyük etkinliği UX Services‘in UXistanbul 2019’uydu. 5. kez düzenlenen etkinliğin keynote konuşmacıları, Atlassian’dan Benjamin Kappler, Amazon’dan Daria Tarawneh, Google’dan Elizabeth Churchill, YouTube’dan Nizar Saqqar ve enerjisiyle salondakileri şarj eden Marc Abraham‘dı.

Etkinliğe The Point Hotel Barbaros ev sahipliği yaptı. Konuşmacılar gün boyunca kendi deneyimlerini, örnek vakaları ve tavsiyelerini paylaşarak katılımcıları bilgiye doyurdular.

Keynote dışındaki konuşmacılardan, BMW’yi temsilen etkinlikte bulunan Sebastian Gier‘in “BMW Xplore Prototipi” oldukça etkiliydi. Örnek bir video ekliyorum, Sebastian’ın Vimeo kanalında birkaç tane daha Xplore videosu var, onlara da bakın mutlaka.

Bu arada UX bilgi yarışmasına katılıp kitap ödülümüzü de kazandık. 😁

Daha fazla fotoğraf ve etkinlik hakkında ayrıntılı bilgi UXistanbul 2019 sitesinde.

Notlarımızı aldık, bazı teknikleri kendi işlerimizde test etmeyi düşünüyoruz. Faydalı bir etkinlikti, emeği geçenleri tebrik ediyorum. 👏🏻

Kullanıcı Deneyimi üzerine diğer yazılarıma gözatın.

Numan Çebi, 27 Şubat 2019

Bu gönderiyi çevrenizle paylaşın: Yorum eklemek ister misiniz?
DAHA FAZLA MAKALE