Numan Çebi - Arşiv

İnternet reklamlarını tek bir yerden tüm cihazlar için kökünden kapatmanın en kolay yolu

Bir süredir kullandığım; hızından ve reklam engelleme performansından çok memnun olduğum bir DNS’den bahsetmek istedim. Eminim benim gibi reklamlardan bıkan katrilyarlarca insan var, 1-2 tanesi bile bu yazıya denk gelse kâfi, böyle hayır işlerini yaymak lazım diye düşünüyorum.

Tadında tanıtımlara ben de sıcak bakıyorum, illa ki ücretsiz içerik ölçülüyse reklamlı olabilir ama özellikle alışveriş sitelerinin her ay uydurduğu “x günü, y haftası” kampanyaları için bütçeyi ağlatmasıyla kantarın topuzu kaçıyor. O nedenle bunun etik tartışmasına girmeyeceğim, engellemek istemeyen yine normal, bildiği gibi kullanmaya devam etsin.

AdGuard DNS ile modem arayüzünüze tanımladığınız DNS adresleri sayesinde, modeme bağlı olan tüm cihazlarınızı tek seferde, kalıcı olarak reklamlardan arındırmış oluyorsunuz.

Cep telefonu, televizyon, bilgisayar, tablet vb. tüm cihazlara gelen reklam isteklerini -mobil oyunlarda bile- kaynağından (sunucu adresi bloklayarak) engellediği için hiç karşınıza da çıkmıyor. İstek cihaza düşmediği için diğer reklam engelleyicilerden farklı olarak KB israfı da olmuyor, böylece sayfalar normalde olduğundan daha hızlı yükleniyor. Bağımsız bazı oyun yapımcılarının oyunlarında (mesela Fancade) hücresel veri üzerinden oynayıp (bazen) video reklamlara izin veriyorum kazansınlar diye.

Bazı istisnalar var. Örneğin YouTube TV uygulaması ve YouTube mobil uygulamasında, reklam sunucusu ile videoların barındırıldığı sunucu aynı olduğu için bunu engelleyemiyor, bilginize. (Tarayıcıda engelleyebiliyor.)

Yönergelere ve DNS adreslerine bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz.


Kapak fotoğrafı: Cloudflare.com

Numan Çebi, 22 Kasım 2020

Bu gönderiyi çevrenizle paylaşın: Yorum eklemek ister misiniz?

Oyun içinde oyun: Fancade ile yüzlerce oyun ve binlerce bölüm bir uygulamada (üstelik ücretsiz)

Boş zamanlarımda açtığım bir oyundan bahsedeceğim: Fancade. İçerisinde eski atarilerdeki gibi yüzlerce oyun türü var, her birinin de onlarca bölümü var. Oyuncular da Fancade içerisinde oyun ve bölüm üretebildiği için sonu olmayan bir eğlence makinesi.

Şu ana kadar 55 dünya bitirdim (yenilerinin açılmasını bekliyorum), her dünyada 4 veya 5 oyun, bunların her birinde de bazen 3-5 bazen 20-30 bölüm var. Dünyalara dahil edilmeyen arcade bölümünde de çeşitli oyunlar mevcut. Aylardır oynuyorum ve hala görmediğim yeni oyunlara denk geliyorum arada.

Pandemi döneminde olmasak tam bir metro oyunu diyeceğim ama metroya binmiyor olabilirsiniz şu anda. Evde de oynanabilir. 😂

İndirme bağlantıları: iOS için indir | Android için indir

Yapımcı: Martin Magni

Numan Çebi, 21 Kasım 2020

Bu gönderiyi çevrenizle paylaşın: Yorum eklemek ister misiniz?

Goliath: 48 saatte 3 sezonunu da izleyip bitirdiğim dizi

DiziTV

Câlût ya da Golyat, MÖ 11. yüzyılda yaşadığına inanılan ve Tanah, Eski Ahit ve Kur’an’da bahsi geçen savaşçı dev. İsrail Krallığı’nın gelecekteki hükümdarı Davud ile yaptığı ve kaybettiği düello ile bilinir. (Vikipedi)

Amazon Prime’ın aynı isimli dizisi Goliath’ı “önerilerde” görüp adına basmamla bağımlısı olmam bir oldu. Bir Better Call Saul, bir Billions, bir Succession tadı aldım. Nedenini sonradan çözdüm, bahsedeceğim.

Goliath, Amazon Studios’un ABD hukuku temelinde bir dram web dizisi. 13 Ekim 2016’da Prime Video’da yayımlanmaya başlanmış. Geçen haftaya kadar adını hiç duymamıştım.

Daha önce Prime Video’yu incelediğim şu yazımda bahsettiğim gibi Prime üyeliği ve Netflix üyeliğini dönem dönem geçişlerle kullanıyorum, yani yıl boyu her ikisine de abone kalmıyorum, çünkü o kadar ilgi çekici ve iyi içerik bulamıyorum, dönüşümlü olması yetiyor. Bu nedenle bu dönemki üyeliğimin bitmesine 3 gün kala izlemeye karar verdiğim bu diziyi, biraz “aboneliğim sonlanmadan aradan çıksın” diye izleme motivasyonum vardı ama başladıktan sonra öyle bir sardı ki başka bir şey izlemeye vakit bulamadım ve tercih de etmedim açıkçası.

Billy Bob Thornton‘un Billy McBride olarak başrolünde arz-ı endam ettiği yapım eski bir alkolik avukatın çok da istekli olmadığı bir işi almasıyla başlıyor. (Gerçi her aldığı işi böyle alıyor, enteresan bir tarz.) Bitik haldeki avukatımız, bir gemi patlamasında (yangınında) ölen adamın kız kardeşinin ricası ile bir davayı alıyor ve ilk sezon bunun davası ve koşturması üzerine akıp gidiyor. Büyük yolsuzluklar, büyük şirketler ve mağdur ile el ele avukat senaryosu her üç sezon için de geçerli diyebiliriz temelde. Her sezonunda farklı bir ana konuyu ele alan (Dexter gibi) bir dizi olması ayrıca hoşuma gitti.

Çok ipucu da vermek istemiyorum tat kaçırmasın diye, ilk paragrafta adını verdiğim 3 diziyi izleyip sevdiyseniz buna da bakın. Neden o üç dizinin tadını aldığımı düşününce fark ettim ki ben hukuki diziler ve büyük firmaların iç yapısının ifşa edildiği hikayeleri seviyorum, bunlar bir araya gelince de inanılmaz keyif alıyorum. Breaking Bad gibi sakin bir yapıya sahipseler de tadından yenmiyorlar benim için. Hareketli bölümleri yok mu, tabii ki var ama dizi genel olarak huzur veren bir dinginlikte.

Bu diziye 10 üzerinden 8 (ama kalın 8) verdim. Benzettiğim 3 diziye daha yüksek vermiştim ama konumuz o değil. Bu diziyi sevmemin bir diğer nedeni ise ilk defa bu kadar kısa sürede (48 saat) bu kadar uzun (3×8 bölüm / 22 saat civarı) bir diziyi bitirmiş olmam (kendini sıkmadan izletebilmiş olması) ve bana çok sevdiğim bu dizileri aslında neden sevdiğimi fark ettirmesi oldu.

4’üncü sezon onayını da aldığını okudum bir yerde. Kadroya çok iyi isimler katılmış bu sezonda (birkaçı belli, sızdırılmış), merakla bekliyorum. Final sezonu olmaz umarım, devam etsin, zaten kaç dizi var izlenebilecek şunun şurasında. Gerçi Dexter da devam edecekmiş diye bir haber çıkmıştı geçenlerde, hadi inşallah.

Dizinin kadrosu IMDb puanı ve diğer ayrıntılar için buraya gözatın.

İlk sezonun fragmanını da şöyle bırakayım:

Numan Çebi, 20 Kasım 2020

Bu gönderiyi çevrenizle paylaşın: Yorum eklemek ister misiniz?

Tasarımcıların ve Görsel Sanatlara İlgi Duyanların İzlemesi Gereken Film, Dizi ve Belgeseller

Önemli bir ön bilgi: 22 Şubat 2017 günü hazırlamaya başladığım bu listeyi, her birine tek tek açıklama yazarım diye bekletiyordum ama artık turşusunu kurmaya sıra geldiği için açıklama yazmaya da üşendiğimden dolayı yayına alıyorum, zamanla belki yine açıklamalarını eklerim. Bazısınınkini yazmıştım zaten. Asıl gönderi aşağıdaki paragraftan başlıyor.


Biri bana böyle bir liste verseydi ne güzel olurdu diyeceğim türden bir liste hazırladım sizin için. Umarım bu hazıra konma huyunuzdan vazgeçip… Şaka şaka, keyfini çıkarın. Ufkunuzu 2 katına çıkaracağına inandığım bu filmleri (belgesel ve dizi de film nihayetinde) sindire sindire izlemenizi tavsiye ediyorum.

Bu listeyi birkaç ayda adı geçenleri izledikçe hazırladım. Belki de bugüne kadarki en çok taslağa sahip olan yazımdır. Bazısının açıklaması var, bunları filmi izledikten hemen sonra sıcak sıcak yazdım.

Sıralama iyiden kötüye göre, izlediğim sıraya veya herhangi bir şeye göre değil. Tamamen rastgele. Bulunduğu sırasına göre anlam çıkarmamanız rica olunur. İyi seyirler.


Helvetica

Microsoft’un kopyalayıp Arial diye bir benzerini yaptığı, billboardlarda, dergilerde ve logolarda sıkça karşımıza çıkan fontların ağa babası Helvetica’nın belgeseli.

Grafik tasarımcı olsanız da olmasanız da izleyin. Tipografi sizin için az-çok bir şey ifade ediyorsa, font tasarımı hakkında çok güzel bilgi birikimi edineceğiniz bir yapım bu. Bundan 10 yıl önce hazırlanmış olması güncelliğini yitirdiği anlamına gelmiyor kesinlikle, onlarca yıllık font mevzu bahis olunca 10 yılda ne değişmiş olabilir ki diye düz mantık yürütebilirsiniz izlemek için motivasyona ihtiyacınız varsa.

Filmden bir iki repliği paylaşmak istiyorum, hoşuma giden;

  • Bir tasarımcının hayatı çirkinliklerle savaşmakla geçer.
  • Tipografiyi yaratan harflerin kendisi değil, harflerin aralarındaki ve etrafındaki beyaz boşluklardır.
  • Bir çalışma için font seçen tasarımcılar, filmlere oyuncu seçen cast direktörleri gibidir.

Sonuncuda, -gerçi anlamışsınızdır ama- role oturmayan bir yığın oyuncunun oynadığı filmin senaryosu ne kadar kuvvetli olursa olsun ondan tat alamazsınız, font da öyledir diyor yani.

IMDb 7,2/10
Puanım: 7/10
Süre: 1 saat 20 dakika
Tür: Belgesel
Yıl: 2007


Objectified

Sir Jonathan Ive‘ın dombili olmadan önceki zamanlarını görebileceğimiz bir belgesel. Ive, belgeseldeki aktörlerden yalnızca biri, çok güzel ürün tasarımı örnekleriyle çok başarılı tasarımcılara yer verilen bu belgesel temelde belli bir şeyden bahsetmiyor gibi görünse de aslında günlük hayatta bize dokunan tasarımların (ya da tam tersi) belgeseli. O nedenle boş bir saatiniz varsa izlemeye değer. Bazı monologlar (özellikle) çok etkileyici. Bahsetmeyeyim ki merak uyandırsın.

Ya da durun size bir özet geçeyim, izlemeye üşenirseniz boşa gitmesin.

  • İyi tasarım yenilikçidir.
  • İyi tasarım ürünü kullanışlı yapar.
  • İyi tasarım estetiktir.
  • İyi tasarım ürünü anlaşılır kılar.
  • İyi tasarım dürüsttür.
  • İyi tasarım göze batmaz.
  • İyi tasarım uzun ömürlüdür.
  • İyi tasarım her detayıyla tutarlıdır.
  • İyi tasarım çevre dostudur.
  • Son ama daha az önemli değil: İyi tasarım mümkün olduğunca küçüktür.

IMDb 7,1/10
Puanım: 6/10
Süre: 1 saat 15 dakika
Tür: Belgesel
Yıl: 2009


Urbanized (2011)

https://www.imdb.com/title/tt1701976/


All the World in a Design School (2015)

http://www.imdb.com/title/tt2865822/


Design the New Business (2011)

http://www.imdb.com/title/tt2271291/


Milton Glaser: To Inform and Delight (2008)

http://www.imdb.com/title/tt1275724/


Art & Copy (2009)

http://www.imdb.com/title/tt1333631/


Design & Thinking (2012)

http://www.imdb.com/title/tt2132308/


Design Is One: The Vignellis (2012)

http://www.imdb.com/title/tt2610862/


Drew: The Man Behind the Poster

Drew Struzan, 1947 doğumlu bir Amerikan artist. 150’den fazla film posterine imza attı. Film posterleri dışında albüm kapakları, kitap kapakları ve koleksiyon ürünleri tasarlıyor. Bugünkü kadar biliniyor olmasına sebep olan da aslında bir albüm kapağı desek abartmış olmayız. O albüm kapağını çizmiş olması hayatının yönünü değiştiriyor adeta.

Efsane Drew Struzan‘ın hayatını anlatan bu belgesel mutlaka görülmeli. Gözünüzü kırpmadan izleyeceğiniz ve eğer Struzan’ı yakından takip etmiyorsanız filmin yarısından çoğunda şaşırarak ağzınız açık ekrana bakacağınız bir belgesel. (“Onu da mı Struzan çizmiş” diye.)

Belgesel, Geleceğe Dönüş serisinden, Star Wars‘a, Indiana Jones’tan Yeşil Yol’a kadar birbirinden değerli yapımların ikonik posterlerine imza atan sanatçının bir dönem düştüğü zor durum ve kariyerinde iyi bir yere gelmişken çalınan posterleri hakkında da detaylar barındırıyor.

Filmde, onlarca yıl boyunca çizdiği posterlerin “siparişlerini veren” yapımcılar ve reklamcılar O’nu anlatıyor.

IMDb 7,5/10
Puanım: 9/10
Süre: 1 saat 37 dakika
Tür: Belgesel / Biyografi
Yıl: 2013


Typeface (2009)

http://www.imdb.com/title/tt1207998/


Abstract: The Art of Design (2017)

http://www.imdb.com/title/tt6333098/

Numan Çebi, 3 Temmuz 2020

Bu gönderiyi çevrenizle paylaşın: Yorum eklemek ister misiniz?

Kapatılmasının üzerinden yıllar geçse de unutulamayanlar: FFFFOUND, StumleUpon, FriendFeed

Bu yazıda değineceğim web sitelerini hemem hemen her gün ziyaret edip faydalanırdım. Hiçbirinin alternatifi çıkmadı, benzeri bile yok. Özlüyoruz… Herhangi birinin alternatifini çıkaran the next big thing olur webde. Çünkü anlamsızca hepsi çok aktif kullanılırken kapatıldı. Hadi FriendFeed’in kapanma sebebi biraz farklı diyelim ama diğer ikisinin kapatılmasının hiçbir anlamlı nedeni yoktu.

FFFFOUND

FFFFOUND! kayıtlı kullanıcıların internette var olan görüntüleri paylaşmasına ve diğer görüntülerin kişiselleştirilmiş önerilerine erişmesine olanak tanıyan bir sosyal yer imi web sitesiydi. Kayıtlı olmayan kullanıcılar bu yayınları ve ilgili önerileri görebiliyordu; kayıt davetiye ile mümkündü. Orta dönem üyelerinden biriydim.

StumleUpon

StumbleUpon, kullanıcılarına yeni siteler keşfetme ve bu siteleri oylama imkanı sunan bir web sitesi ve tarayıcı eklentisiydi. Web sayfaları kullanıcılar tarafından tarayıcıya kurulan araç çubuğu vasıtasıyla da oylanabiliyordu. Mix diye bambaşka içerikli berbat bir siteye yönlendirilerek yok edildi.

FriendFeed

FriendFeed, Ekim 2007’de kurulan gerçek zamanlı haberleşme ve paylaşım sitesiydi. Kullanıcıların, İnternette üye oldukları bloglar, arkadaşlık siteleri, fotoğraf siteleri, imleme siteleri gibi pek çok kaynaktaki aktivitelerini arkadaşlarıyla paylaşmaları ve yorumlamalarını sağlayan yeni nesil bir sosyal ağdı. Facebook tarafından satın alındıktan sonra yıllarca geliştirme yapılmadı ve nihayetinde fişi çekildi. Bugün sektörden tanıdığım birçok insanı ilk kez bu platformda görmüşümdür.

Numan Çebi, 2 Temmuz 2020

Bu gönderiyi çevrenizle paylaşın: Yorum eklemek ister misiniz?

UX Tasarımcı ve UX Designer aramalarında Google’ın benim portföyüme kıyak geçmesi

Google’ın bana iyilik mi yoksa kötülük mü yaptığını tam anlamadığım bir durum var. Kolay bulunabiliyor olmak güzel tabi ama aşağıdaki e-posta’daki gibi çok fazla istek de geliyor ve bu yorucu olmaya başladı.

Benden istenen şey baya “mesai”. İstemeden geri çevirmek zorunda kalıyorum haliyle. Örnek e-posta’da telefon ile arayıp anlatmam bekleniyor mesela. 🤦🏻‍♂️

Şubat 2019’dan: “Google “UX Designer” aramasında ilk sayfada makale ve ilanlarla birlikte yalnızca bir tasarımcı portföyü gösteriyor. Tahmin edin, o tasarımcı kim?

🕶 Farklı cihaz ve koşullarda denedik, herkeste durum aynı. SEO ile ilgili de özel çaba sarf etmedim halbuki.” Tweet’imden.

20 Şubat 2019 tarihinden ekran görüntüsü

Ekleme (15 Mart 2019): “UX Designer aramasında 4. sıraya yükselmişim (bazen 3). Nasıl oluyor da oluyor, bilmiyorum ama havasını atmam lazımdı.” Tweet’imden.

15 Mart 2019 tarihinden ekran görüntüsü

Ekleme (25 Mart 2019): “UX Tasarımcı aramasında da ilk sayfaya yükselmişim, bu da burada dursun. 🥳 (Güncelleme, “UX Designer” sorgusunda ikinci sıraya çıkıp üçe iniyor arada. Ne oluyor acaba?)” Tweet’imden.

25 Mart 2019 tarihinden ekran görüntüsü

Ekleme (4 Haziran 2020): İş çığrından çıktı. UX Tasarımcı aramasında ikinci sıraya yükseldi birkaç aydır böyle, bazen ilk oluyor. Arada kontrol ediyorum. Şaşkınlıkla izliyorum bu durumu. 😁 Ama yukarıdaki tipte e-postalar artmaya başladı.

Herhangi bir SEO çalışması yapmadığımın altını tekrar çizeyim.

4 Haziran 2019 tarihinden ekran görüntüsü

SEO işlerinden anlayan biri sitemin düzenini inceleyip sebebini anlarsa millete faydası olsun diye yorumlarda paylaşabilir. 😌

Numan Çebi, 4 Haziran 2020

Bu gönderiyi çevrenizle paylaşın: Yorum eklemek ister misiniz?

YouTube’un TV uygulamasında bir videoyu beğenmek tam 11 kumanda dokunuşu gerektiriyor

Bir yıla yakın süredir Samsung’un Tizen işletim sistemi üzerine kurulu en yeni nesil akıllı televizyonunu kullanıyorum. Bu televizyonun içine gömülü gelen YouTube uygulaması, bir yılda birkaç kez ufak tefek güncellemeler aldı ama bunların hepsi arayüzdeki renkleri ve video kutucuklarının boyutları gibi şeyleri değiştirmek üzerineydi. Kullanılabilirliği iyileştirmek üzerine hiçbir güncellemeye şahit olmadım bu sürede.

TV’yi kullandığım sürenin yarısından fazlasında YouTube kullanan bir kullanıcıları olarak epey muzdarip olduğum bir konu var.

Videoları beğenmek veya bir oynatma listesine eklemek çok fazla kumanda dokunuşu gerektiriyor.

Örnek senaryo: Bir videoyu beğenmek

Bilgisayarda YouTube web sitesinde bir videoyu beğenmek için kaç tıklama gerekiyor? Bir. Bilemedin iki-üç. Tam ekransa, tam ekrandan çıkmak vs.

Cep telefonunda YouTube uygulamasında bir videoyu beğenmek için kaç dokunuş gerekiyor? Bir. Bilemedin iki. Tam ekransa, tam ekrandan çıkmak için vs.

Samsung TV’deki YouTube uygulamasında bir videoyu beğenmek için kaç dokunuş gerekiyor? Tam 11. En az 11. On-bir. ON… BİR. Şaka yapmıyorum.

İkinci senaryo: Oynatma listesine video eklemek

Bilgisayarda YouTube web sitesinde bir videoyu mevcut oynatma listelerinizden birine eklemek için kaç tıklama gerekiyor? İki.

Cep telefonunda YouTube uygulamasında bir videoyu mevcut oynatma listelerinizden birine eklemek için kaç dokunuş gerekiyor? Bir. Bilemedin iki-üç. Artı butonuna basınca son seçili olan oynatma listesine otomatik olarak ekliyor. Son seçtiğinize değil de başka bir oynatma listesine eklemek içinse artı butonuna basılı tutup oynatma listesine dokunmak gerekiyor.

Samsung TV’deki YouTube uygulamasında bir videoyu mevcut oynatma listelerinizden birine eklemek için kaç dokunuş gerekiyor? En az 8. Bu işlemin, videoyu beğenmekten daha az dokunuş gerektirmesine mi şaşırayım, en az 8 dokunuş gerektirmesine mi, bilemedim.

Temsili bir görsel koymak için web aramasıyla ulaştığım Samsung’un web sitesinde yer alan yukarıdaki görselde “en iyi YouTube deneyimi için giriş yapın” yazıyor. Ne kadar tezat bir yönlendirme. TV’deki web tarayıcıdan YouTube’u kontrol etmek bile daha pratik neredeyse.

Şikayetimi, Twitter üzerinden YouTube’a da yazdım. Her türlü goygoya emojili memojili yanıt yazan YouTube bakalım bu geri bildirimi ciddiye alacak mı.

Ayrıca YouTube TV Feedback formundan da yazdım. Yanıt verileceğini düşünmesem de bu konuda bir düzeltme olursa ileride, güncellerim.

Numan Çebi, 19 Mayıs 2020

Bu gönderiyi çevrenizle paylaşın: Yorum eklemek ister misiniz?

Yeni amatör komedyen Jerry Seinfeld’in 2020 model “ilk” stand-up gösterisi

Seinfeld dizisini keşfettiğimde, o zamana kadar izlediğim en iyi durum komedisi olduğunu düşünmüştüm, üzerinden yıllar geçti, hala ilk 5’imdedir.

Geçen hafta Jerry Seinfeld’in yeni Netflix special’ı 23 Hours to Kill yayımlandı. Gösteriyi çıktığı gün izledim. Büyük hayal kırıklığı yaşadım.

Sıcak sıcak yazmak istemedim, çünkü Seinfeld’in komedi anlayışımı değiştiren ve geliştiren biri olduğuna inanıyorum, büyük saygı duyuyorum. Biraz yumuşamak için bekledim açıkçası.

Uzun uzun eleştirebilirim ama buna gerek yok, sadece hissettirdiğini kısaca iki üç cümleyle yazacağım.

Gösterinin çoğunda, modası geçmiş tespitler dinledim. Amatör bir komedyen, yeni yeni kendini duyurmaya çalışıyormuş gibi bir hali vardı. “Cep telefonunu, telefonla konuşmak için kullanamıyoruz artık” ayarında (bu söz de dahil olmak üzere) boomer laflarıyla doluydu şov. On yıl öncenin konuları bunlar. Lütfen…

IMDb’de puanı 6,7 an itibariyle. Çoğu yeni nesil stand-up’çının gösterisinin gerisinde bir puan. Ben o kadar cömert olamadım, 4/10. Yukarısı kurtarmıyor inanın.

Numan Çebi, 14 Mayıs 2020

Bu gönderiyi çevrenizle paylaşın: Yorum eklemek ister misiniz?

Garanti Bankası’nın uygulama arayüzünü yenilerken yaptığı çok temel hatalar

2 hafta önce tüm bankacılık işlemlerimi yapmak üzere Garanti’yi kullanmaya başladım. Eskisinden çok daha aktif kullanıyorum ve günde en az 10 kez uygulamaya giriş yapmam gerekiyor çeşitli nedenlerle.

Garanti Bankası, bugün uygulamasını yenilemiş, uygulamaya giriş yaptıktan sonra her şey çok güzel görünüyor, arayüz güzel olmuş öncekine kıyasla; aşırı fazla değişiklik var diyemeyiz ama olduğu kadarıyla gayet memnun kaldım bu yenilemeden ama 2 konu var ki beni çileden çıkarıyor. Bunların ikisi de Garanti hesabına giriş yapmadan önce. Deneyimi hayal edin, nasıl büyük bir hata. Düşmanı tasarlamış Garanti’nin sanki.

Birincisi, uygulamayı her açtığımda 2-3 saniye boyunca bir animasyon oynatıp markasını gösteriyor. Öncekinde böyle bir şey yoktu ve animasyonlu yapmaları ayrıca canımı sıkıyor, kullanıcıya hakaret gibi bir şey, logoyu koy yarım saniye geç işine. Bir de izletme bana bu BBVA logosunu ek 2 saniye boyunca. Anladık BBVA markasını öne çıkarmaya çalışıyorsunuz da bu kadar da olmaz. Giriş butonuna basmak için saniyelerce tetikte bekliyorum ve bu sırada sinirleniyorum nasıl bu kadar düşüncesiz bir splash screen koyarlar diye. Eski flash siteler gibi “introyu geç” koysaydınız bir de.

İkincisi, ilki yetmezmiş gibi giriş butonunun yerini de değiştirmişler. Ezberlediğimiz yerde (orta ve aşağıya yakın) olmadığı gibi, bir de çoğu parmağın erişemeyeceği kadar yukarıya çekmişler (ya da öyle hissettiriyor) ve sola dayamışlar. Önceki gibi ortalı olsa ya da tam (ekran kadar) genişlikte olsa yine bir nebze kurtaracak ama ne hikmetse bu yeni uygulamayı tasarlayan(lar) herkesin solak olduğunu varsaymış herhalde.

Çok canım sıkıldı, Twitter’dan Garanti’ye yazdım, cevap gelir mi bilmem, gelirse bu geri bildirimi ciddiye alırlar mı onu da bilmem ama bu UX Fail’ı kayıtlara geçmesi açısından buraya da eklemem gerekiyordu. İç dökümü bir nevi.

Umarım bu iki ufak gibi ama büyük hatadan dönerler.

Numan Çebi, 12 Mayıs 2020

Bu gönderiyi çevrenizle paylaşın: Yorum eklemek ister misiniz?

Sherlock’un gerçeği: “Kedilere Bulaşmayın: İnternette Katil Avı” belgeseli

Netflix yapımlarına ve çıktığı dönemde pohpohlanmalarına genellikle önyargıyla yaklaşıyorum. PR’ı seviyor zira. Gerçekten kötü olan yapımları da aynı oranda yaygara koparıyor internette. Dolayısıyla, gerçek ve tanıdığım bir “insandan” da duymuyorsam pek yanaşmıyorum Netflix özel içeriklerine. Bu belgesel dizi de onlardan biriydi.

Sherlock dizisini sevemedim yıllardır, defalarca başlayıp ilk sezondan öteye gidemedim bir türlü. Ama bu kedili dizinin (Kedilere Bulaşmayın: İnternette Katil Avı) ilk 10 dakikasını izlemem, devam etmeme yetti. Bayılıyorum böyle gerçek dedektiflik hikayelerine.

Netflix şöyle diyor dizi ile ilgili: “Sapkın bir suçlunun dehşet verici videolar paylaşmasının ardından insan avına çıkan bir grup amatör internet dedektifi, karanlık bir yeraltı dünyasının içine çekilir.”

Belgeseli izlememiş olan birine, dizinin kimin hikayesini anlattığını, neden anlattığını söylemeyi bile spoiler olarak gördüğüm, özellikle Vikipedi sinema sitelerinin açıklamaları doğrudan spoiler olduğu için kesinlikle yukarıdaki Netflix manşetinden fazlasını bilmeden başlamanızı öneririm. Fragmanını bile izlemeyin.

3 bölüm, her bölümü 1 saat ve her bölümde bambaşka bir boyut kazanıyor hikaye. Ucu açık bırakılan bazı konularda ileri okuma yapıldığında Reddit’te faydalı bilgiler bulunabiliyor. Yani 3 bölüm bittikten sonra neden bu böyleydi dediğiniz hemen hemen her şeyin açıklaması var. Reddit’le uğraşmak istemeyenler, bitirdikten sonra Ekşi’deki başlığına bir gözatsa ve oradaki spoiler’lı entry’leri okusa da yeter bir nebze.

İzleyin işte… 8/10 benim puanım. IMDb kullanıcıları da 8,1/10 demiş zaten, nadiren fikir birliği yaşıyoruz dünyayla bu konuda. :)

Bağlantılar:

http://www.imdb.com/title/tt11318602/

http://www.netflix.com/tr/title/81031373

http://www.reddit.com/search/?q=Dont%20fuck%20with%20cats

http://eksisozluk.com/dont-fuck-with-cats–6287119

Numan Çebi, 7 Mayıs 2020

Bu gönderiyi çevrenizle paylaşın: Yorum eklemek ister misiniz?

Kripto paralarla yolları ayırma vakti geldi (şimdilik)

Kripto paralarla acısıyla tatlısıyla birkaç yıl geçirdik, alacağımızı aldık, vereceğimizi verdik; eşsiz bir deneyimdi.

Bu süreçte hep birkaç yıllık kazancımla oynadığım için (borsalardaki alım satım işlemlerimin hacmi) her zaman büyük risk vardı ve heyecanı da aynı oranda yüksekti. Başlarda keyifliydi, sonra strese sebep olmaya başladı, uzun süredir de durağandı, pek işlem yapmıyordum bir yıldır.

Birkaç ay önce çıkış hazırlığı olarak alt coinlerin (130+ tür coin ve token vardı, bunlardan 3-4 tanesi iflas etmişti) hepsini BTC’de topladım, sonra onunla al-sat yaparak biraz daha artırdım miktarı.

Dün itibariyle son coin’i de satarak tamamen çıktım. Yara almadan atlatan azınlıktanım muhtemelen.

En büyük getirisi kripto para borsalarına dair kazandırdığı deneyim, en güzel yanı da bu konu üzerine açtığım ve yüzlerce kişinin dahil olduğu (zamanla eriyip onlarca kişiye düşen ama ruhunu pek kaybetmeyen) kripto para gruplarındaki muhabbetlerdi. 🤗

İleride belki yine bu heyecanı yaşamak istersem (BTC çakılırsa falan) tekrar girebilirim. 🤫


Eliniz boş dönmeyin, gelmişken bir şarkı armağan edeyim…

Numan Çebi, 7 Mayıs 2020

Bu gönderiyi çevrenizle paylaşın: Yorum eklemek ister misiniz?

Foursquare & Swarm; “Kişisel Bilgilerimi Satmayın, Lütfen…”

Bunu belirtmek gerekiyor olmak çok saçma değil mi?

Foursquare’de gördüğüm bir sayfanın adı bu. Kaliforniya eyaleti zorunlu tuttuğu için Foursquare sitenin footer’ına (alt kısım) bir bağlantı eklemiş (Swarm sayfasındayken), buna basınca gidilen sayfada da sebebiyle beraber konuyu anlatmışlar ve bir form doldurmanızı istemişler. İşler tersine dönmüş gibi görünüyor.

Swarm footer “Do Not Sell My Personal Info” bağlantısı

Foursqure’deki açıklama da şöyle:

Kaliforniya Tüketici Gizliliği Yasası, Kaliforniya’da yaşayan kişilere kişisel bilgilerinin işletmeler tarafından satılmasını önleme hakkını verir. Kaliforniya’da yaşıyorsanız bu hakka sahip olursunuz. Kaliforniya’da yaşamıyorsanız, mutlak yetkimizle size bu hakkı tanıyabiliriz. (855) 505-89 16 (yalnızca ABD) numaralı telefonu arayarak veya aşağıdaki formu doldurarak kişisel bilgilerinizin satışının durdurulmasına yönelik istekte bulunabilirsiniz. İsteğinizin işlenmesi için Reklam Tanımlayıcınıza ihtiyaç duyarız. Bu gerekli bilgileri sağlamazsanız, isteğinizi işleyemeyiz. Reklam Tanımlayıcınızı bilmiyorsanız, bunu edinmeye yönelik yönergeler için gizlilik ilkelerimizi okuyun. Kişisel bilgilerinizin satışının durdurulmasına yönelik istekte bulunduysanız, bilgilerinizin üçüncü taraflara satışını durdururuz ve kişisel bilgilerinizi sattığımız tüm üçüncü taraflara, bilgilerinizin satışının durdurulmasına ilişkin yönerge göndeririz. Gizlilik ilkemizi gözden geçirmek için buraya tıklayın. Kişisel Bilgilerimi Satmayı Durdurun Foursquare’in kişisel bilgilerinizin satışını durdurmasını istiyorsanız lütfen bu formu doldurun. Bunun için reklam kimliğiniz gerekir.

tr.foursquare.com/data-requests
tr.foursquare.com/data-requests

Şu kısım ilginç: “Yalvarırım satmayın! Nooolur…”

Çok karmaşık olan Swarm ve Foursquare şifrem, 2 yıl içinde 2 kez çalınıp hesabıma giriş yapıldığı için yedek alıp hesabımı nasıl silerim diye araştırırken denk geldim.

Foursquare yerine daha iyi alternatif şehir rehberleri çıktığı için artık pek kullandığım zaten söylenemez ama Swarm’u bir yere spesifik bir nedenle tekrar gittiysem ya da bir yere ilk kez gittiysem o günün tarihini hatırlamam gerektiğinde göreyim diye check-in yapmak için kullanıyordum (en üstteki ekran görüntüsünde yer alan örnekte de görülebiliyor bir check-in). Pek bir manası yok yani aslında bu hesaplarımızın hala açık kalmasının. Yıllarca besledik zaten bu siteleri yeteri kadar. 🤷🏻‍♂️

Yedek talebinde bulundum, yedeğim hazır olduğunda da (48 saatmiş) Foursquare ve Swarm hesaplarımı silmiş olacağım. 👋🏻

Numan Çebi, 2 Mayıs 2020

Bu gönderiyi çevrenizle paylaşın: Siz de Yorum (3) eklemek ister misiniz?

Succession: Bir “Billions” mı? Evet ama ikisi de çocuğum gibi (Yabancı dizi tavsiyesi)

2 sezonunun tamamını (20 bölüm, birer saat) 3 günde bitirdiğim bir diziden bahsetmemek olmaz.

Daha önce Billions dizisi ile alakalı bir yazı yazmıştım. Billions’ın her hafta iple çektiğim bölümleri kadar keyif aldım Succession’ı izlerken. Tamamen tesadüfen keşfettiğim, bir hafta öncesine kadar varlığından bile haberdar olmadığım bu dizinin bir solukta bitmesinden de anlayabilirsiniz bunu gerçi.

Dizide bir medya patronu ve çocuklarının hikayesi işleniyor. Hırs ve inişler, çıkışlar had safhada. Taraf değiştirmek konu bile değil, farketmeden iyi sandığınız biri kötülük peşinde koşabiliyor falan, enteresan bir yapısı var. Aile kavramını sorgulatıyor insana. Dizide “bu iyi birisidir” diyebileceğimiz hiçbir karakter yok diyebilirim.

Konusunu şöyle özetlemiş bir dizi sitesi:

Murdoch Ailesi’nden esinlendiği konuşulan ama kesin dille kabul edilmiş olmayan Succession’ın merkezinde “Waystar Royco” isminde bir medya imparatorluğuna sahip Roy Ailesi bulunuyor. Medya ve eğlence sektörünün merkezi New York’ta geçen hikayede bu ailenin sahip oldukları imparatorluğu yönetirken şirkette ve aile içinde yaşadıkları anlatılıyor. Roy Ailesi’nin ve şirketin başındaki Logan Roy’un yaşamaya başladığı sağlık sorunlarıyla birlikte aile sadakati test ediliyor, şirket içinde veya kişiler arası güç savaşları başlıyor. Tüm bunları da kara mizah ağırlıklı bir şekilde sunuyorlar. Bu sırada günümüzde medya ve finans sektörünün işleyişi ve daha fazlası da anlatılıyor.

22dakika.org/succession-tanitim

Ek olarak;

Spoiler olmasın ama dizinin Türkiye’yi ilgilendiren kısımları var, biraz kötüleme amacıyla çekilmiş denebilecek olsa da ülkeyi temsilen bazı göndermeler yapılmış. 2 Türk oyuncu da bu bölümde yer almış. Biri Ekin Koç, diğeri Selim Bayraktar. Mafyatik bir oluşumu temsil ediyorlar. Türkiye, Türk ve Bursa gibi bazı keywordler geçiyor, pek çok gönderme var, detaya girmeyeyim şimdi.

Diziye puanım 8/10; IMDb’de 26 bin kişi 8,5 (ortalama) puan vermiş.

Numan Çebi, 29 Nisan 2020

Bu gönderiyi çevrenizle paylaşın: Yorum eklemek ister misiniz?

Karantina döneminde Instagram hesabımı kapatmam üzerine

Bu kişisel bir iç döküş. Tabii ki Instagram hesabımı kapatmış olmam kimsenin umrunda değil ama -aslında biraz da- kendime not olarak, kendimce nedenini buraya girmek istiyorum.

COVID-19 gündeme geldiğinden beri, evde kal kampanyaları ile başlayan “canlı yayın” furyası, iyice kontrolden çıktı. Tüm az ünlüler ve ünlüler, neredeyse her gün canlı yayın açmaya başladı. Genellikle Instagram’dan. Bundan şikayetçi değilim tabi ama… Ama’sı var.

Mart ayının ortasından beri remote çalışmaya başladık, ofisin nasıl göründüğünü unuttum diyebiliriz ve o zamandan beri haftada en fazla bir kez evden çıkıyorum. Alışveriş için.

Hal böyle olunca, evde geçirilen saat günde ortalama 24 saate çıkmışken, izlediğim filmden, pişirdiğim yemeğe kadar, her şeyi çok gereksiz ayrıntılarıyla Instagram hikayelerimde paylaşmaya başladığımı fark ettim.

Bunu daha önce zamana yayılmışken çok rahatsız edici bulmazdım ama dönemsel bir yüklenme olunca bu mesele bana -daha hafif bir tabir yok- çok aptalca gelmeye başladı. Takip ettiğim hemen hemen herkes de aynı şekilde paylaşımlar yapmaya başlayınca hem kendimi durdurmanın, hem de diğerlerinin paylaşımlarından uzaklaşmanın tek bir yolu vardı.

Hesabımı dondurmak…

Instagram hesabımı (@numancebi) geçen hafta dondurdum ama tamamen kopamadığım için sadece takip etmek için bir hesap açtım (@numancebi2). Bu hesap ile sadece çevrimiçi etkinlikler ve bazı vakit geçirmelik komik sayfayı takibe aldım.

Bu yeni hesabın kullanıcı adını seçerken birçok kez “bu adı alamazsın” uyarısı görünce fark ettim ki cebi+numan ve numan+cebi keywordlerini içeren bir sürü hesap alınmış daha önce. Çoğu avatarsız, kimliksiz fake hesap. Nedenini merak etsem de tarihe not olarak burada dursun, belki feragat gerekir günün birinde, başımıza iş almayalım. 😄 Ben gibi davranıp daha önce bazı sosyal ağlarda insanlara yazanlar olmuştu. Hatta en garibi, sonradan bir soru-cevap platformu olduğunu öğrendiğim connected2.me diye bir sitede biri profil açmıştı yıllar önce benim adım ve fotoğrafımla, milletin sorularını cevaplayıp, iletişim kuruyordu. Orada iletişime geçtiği kişilerden biri Twitter’dan bana durumu haber verince şikayet ile kapattırmıştım. Ne tür haltlar karıştırdığını öğrenmek için mesajlaşma geçmişini de talep ettim ama onu vermediler, haklı olarak. Şansımı denedim… (Ekran Görüntüsü 1)

Ekran Görüntüsü 1

Instagram’da daha önce adım ve fotoğrafım olmasa da çalışmalarımı ve özgeçmişimi yayınladığım “web sitemi” kendi web sitesiymiş gibi kullanan biri olmuştu. Bu kadar saçmasını görmemiştim daha önce. Özelden bana yazıp, web site adresimi kendi adresiymiş gibi yayabilir mi diye izin istediğinde fark etmiştim bu kişiyi, kendi kendini ihbar etti ilginç bir şekilde.

Soooooooo… Yine kaptırdım gidiyorum, konudan saptık. İşin özü, Instagram hesabımı tekrar ne zaman aktifleştiririm ya da aktifleştirir miyim bilmiyorum ama nedeni bu. Böylece açık tek adresimin bu (@numancebi2) olduğunu belirtmiş olayım.

Numan Çebi, 29 Nisan 2020

Bu gönderiyi çevrenizle paylaşın: Yorum eklemek ister misiniz?

Yeni favori mobil uygulamam: Migraine Buddy

Ayda 1-2 kez sağlam baş ağrısı yaşayan biri olarak (yıllardır), geçen yıl sonlarına doğru, baş ağrısı yaşadığım günleri ve bu günlerde ağrı kesici kullanmam gerekip, gerekmediği gibi detayları ve kendimce ağrı şiddetini bir kenara not ediyordum.

Ancak bir-iki ay önce bunun pratik bir yolu olmalı diye biraz araştırma yaptım. Araştırmalar sırasında 10-12 uygulamayı indirip denedim ve toplamda yaklaşık 3-4 saatimi aldı bu iş ama en nihayetinde, en doğru ve işe yarar uygulamayı bulduğuma inanıyorum. O da başlıkta da belirttiğim gibi Migraine Buddy.

Bu uygulama, halihazırda 2,2 milyon kişi tarafından kullanılıyormuş ve benim manuel olarak kenara not ettiğim şeyler dışında, faydalı bazı ek fonksiyonları da bulunuyor. Bir uygulama kullanmanın avantajı nedir diye soracaksınız. Şöyle ki; uygulama, çeşitli grafikler çıkarabilir, hangi durumlarda baş ağrısı yaşandığı, ne sıklıkla ağrı kesici kullanıldığı gibi verileri analiz ediyor ve sıklığını gösteriyor, dahası da var, aşağıda.

Bu uygulamanın bazı güzel özellikleri şunlar:

  • Saatine kadar, ağrının ne zaman başladığı, ne zaman bittiği (uykuda başlayıp bittiği detayına kadar) girilebiliyor
  • Kaç gündür baş ağrısı yaşanmadığını gösteriyor
  • Atak tipini girebiliyoruz (migren, tansiyon tipi ağrı, zonklama vs.)
  • Rahatlamak için yapılan eylemler (uyku, karanlık oda dinlenmesi vs.) işaretlenebiliyor (çok fazla seçenek sunuluyor)
  • Ek notlar giriliyor (mesela “bir konserden çıktıktana sonra başladı” gibi)
  • O sırada hava durumunu gösteriyor (migreni olan biriyseniz, bunu tetikleyen şeylerden biri hava durumuymuş)
  • Ağrının 10 üzerinden şiddeti belirtiliyor
  • Semptomlar girilebiliyor (ek olarak, en kötü semptom işaretlenebiliyor) bu semptomlar arasında “kafaya çekiç vuruluyormuş gibi hissetmek, sese hassasiyet, uykusuzluk, anksiyete, kusma” gibi geniş bir yelpazede liste sunuluyor
  • Tetikleyen etkenler seçilebiliyor, mesela “çok uykusuz kaldığım için başladı” diye düşünüyorsanız, bunu işaretleyebiliyorsunuz
  • Başın hangi bölgelerinde ağrı hissedildiği seçilebiliyor (grafik üzerinden)
  • İlaç kullandıysanız hangi ilacı kullandığınızı, mevcut bir listeden seçebiliyorsunuz
  • Bu ağrının etkilediği aktiviteler varsa girebiliyorsunuz, mesela çalışmanızı engellediyse, ailenizle vakit geçirmenize engel olduysa, okula ya da işe gidemediyseniz, işaretleyebiliyorsunuz
  • Bunların dışında, o kadar da önemli olmayan birkaç özellik daha sunuyor

Üyelik oluşturup, bu bilgileri bulutta tutabiliyorsunuz, uygulamayı sildiğinizde veriler kaybolmuyor böylece.

Uygulamanın içinde uyku takvimi de var kullanmak isterseniz. Ücretsiz sürümü ile de birçok fonksiyonu kullanabiliyorsunuz, dolayısıyla ödeme yapmanız şart değil kullanmak için.

Beni bir külfetten kurtardığı için bu uygulamayı paylaşmak istedim. Web sitesine ve iOS / Android uygulamasına buradan ulaşabilirsiniz.

Numan Çebi, 25 Nisan 2020

Bu gönderiyi çevrenizle paylaşın: Yorum eklemek ister misiniz?

Şahane bir soundtrack: La passion de Jeanne d’Arc

Jeanne D’arc’ın Izdırabı (Biyografi, Dram, Tarih); 1928 yapımı, Carl Theodor Dreyer yapımı, Maria Falconetti’nin başrolde oynadığı ve IMDb Top 250 listesinin gün itibariyle 215. sırasında yer alan bu filmi ve filmin soundtrack’ini ayrı ayrı tavsiye edesim var.

Maria Falconetti’nin oynadığı 3 filmden sonuncusu ve tek uzun metraj filmi.

Film, 43 bin kişinin puanıyla 8,1 almış ama puanının yanı sıra birçok sebeple izlemeniz gerek bu filmi.

1 saat 50 dakikalık film, siyah beyaz oluşu ve aynı mekanda uzun süre rol kesildiği için zaman zaman izlerken dikkatinizi dağıtabilir ama pes etmeden devam ederseniz sinema için mihenk taşı sayılabilecek filmlerden biri olduğunu göreceksiniz.

Yüzyıl savaşları sırasında ağır kayıplar veren İngiltere ve Fransa’da halkın her kesiminden insanlar çetin mücadeleler vermektedir. Jeanne d’Arc ise bunlardan yalnızca biridir. Katolik kilisesi azizesi olan Jeanne d’Arc, ülkesi Fransa için elinden geleni yapmaya ant içmiştir. d’Arc henüz 19 yaşındayken İngiltere’nin esareti altına girer ve burada Tanrı ile konuştuğu gerekçesiyle büyük tepki toplar. Şiddetini artıran tepkiler azizeyi kafir ilan edip zindanlara sürülmesiyle ve en sonunda yanarak can vermesiyle sonuçlanır.

Konusunu Fransız azizesi Jeanne d’Arc’ın gerçek hayatından alan film sinemaya getirdiği yeniliklerle öncül bir film olmuş; izleyenine özellikle yakın plan çekimleriyle hafızalara kazınan kareler armağan etmiştir.

beyazperde.com

Filmin adı + soundtrack araması ile Google’da ve Spotify gibi yerlerde albümü bulabilirsiniz.

Numan Çebi, 12 Nisan 2020

Bu gönderiyi çevrenizle paylaşın: Yorum eklemek ister misiniz?

Belli ki tahmin ettiğimiz kadar yaşayamayacağız: İzlenecek filmler listemi 2000’den 350’ye indirdim

İzlenecekler listemde 2000 küsür film vardı. Bunları 350’ye indirdim.

Malum ölüm ihtimali yaklaştı (COVID-19), bari değecek olanları izleyelim.

90 gün nefes alsam liste sıfırlanabiliyor. Savaş, tarihi filmler, süper kahraman filmleri, Hint-Japon filmleri ve birçok -sırf animasyon diye listeye eklediğim- animasyon mortingen şıtraze.

http://www.imdb.com/user/ur13213603/

Numan Çebi, 12 Nisan 2020

Bu gönderiyi çevrenizle paylaşın: Yorum eklemek ister misiniz?

Bizi Biz Yapan Filmler: Nadir güzel Netflix belgesel serilerinden biri

DiziFilm

The Movies That Made Us

Türkiye’de yaşayanlar için “bizi biz yapan” diyemesek de bazı pop filmlerin çekimleri sırasında ve öncesinde yaşanan zorlukları anlatan bu 4 bölümlük belgeseli tavsiye ederim.

Dirty Dancing, Die Hard, Home Alone ve Ghostbusters filmlerinin hikayelerini anlatıyor.

Geçen hafta bir çırpıda izledim tüm bölümleri. Puanım 8/10

1968 kişinin puanıyla IMDb’de de 10 üzerinden 7,8 almış.

http://www.netflix.com/tr/title/80990849

Bu gişe rekortmeni filmler, bizi bir araya getirdi ve bize güzel anlar yaşattı. Bu filmleri ortaya çıkaran oyuncular, yönetmenler ve sektörün içinden isimlerle tanışın.

Netflix

Numan Çebi, 12 Nisan 2020

Bu gönderiyi çevrenizle paylaşın: Yorum eklemek ister misiniz?

Karantina günlerinde berbersizlik ve dalgın bakışlar

En son ortaokul yıllarımda saçlarımı bu kadar uzun süre kestirmemiştim. Sakalları bir şekilde hallettik de o saçlar?

70 küsür gün oldu ve çok rahatsız etmeye başladı. Makineyle girişmek dışında bir alternatif çıkış yolu arıyorum. 👀

Bazen GIF’teki gibi dalıyorum, acaba diyorum…

Numan Çebi, 12 Nisan 2020

Bu gönderiyi çevrenizle paylaşın: Yorum eklemek ister misiniz?

Tek sekans veya öyleymiş gibi görünen, çekim tekniğine bayıldığım filmler: Birdman, 1917, Rope, Victoria

Başlıkta tam olarak anlatabildim mi bilmiyorum ama tek sekans gibi görünen filmden kastım şu: Bu filmler, iki saat boyunca tek seferde çekilmiş gibi görünüyor. Kadraj değişse bile, geçişler o kadar fark ettirmeden oluyor ki siz izlerken anlamıyorsunuz, aslında iki çekim arasında günler olabiliyor fakat yokmuş gibi. Bu filmlerden bir tanesi gerçekten tek seferde çekilmiş, o da Victoria. Hatta bir hata yaptıkları zaman çekime baştan başlıyorlarmış. Diğerlerinin çekimleri aylarca sürmüş.

Ölüm Kararı (Rope)

1948, IMDb: 8/10 (121.549 oy) – Benim Puanım: 9

Aynı evde yaşayan iki parlak üniversite öğrencisi Philip ve Brandon ‘kusursuz cinayet’in var olduğunukanıtlamak ve böylecek kendi zekalarını ispatlamak için eski sınıf arkadaşları David Kentley’i iple boğarak öldürürler. Cesedi evdeki eski bir sandığın içine saklayan Brandon ve Philip son derece soğuk kanlı bir şekilde bir akşam yemeği daveti verirler. Üstelik bu yemekte yer alan davetliler arasında, öğretmenleri, Kentley’in ailesi ve nişanlısı gibi isimler vardır. Hiçbir şeyden haberi olmayan davetliler tüm olağanlıkla yemeklerini bitirirken misafirler arasından bir kişi bir şeylerin yolunda gitmediğinden şüphelenmeye başlar. Hitchcock dehasının anbean yansıdığı filmlerden biri olan yapıt Patrick Hamilton’ın aynı isimli oyunundan uyarlanmıştır.

beyazperde.com

Birdman veya (Cahilliğin Umulmayan Erdemi)

2014, IMDb Puanı: 7,7/10 (550.853 oy) – Benim Puanım: 6

Bir dönemin ‘Birdman’ adlı süper kahraman filmleri serisiyle ünlenen oyuncusu Riggan, Broadway’de kendi yönettiği ve başrolünde yer aldığı bir oyunun son hazırlıklarını yapmaktadır. Ancak provalar esnasında oyunculardan biri beklenmedik bir biçimde yaralanır ve yerinin acil olarak doldurulması gerekir. Lesley ve onun en yakın arkadaşı olan Jake’in önerisiyle bir zamanların gözde yıldızı olan Mike Shiner ile anlaşılır. Riggan sahneye çıkma hazırlıkları yaparken en başta Mike Shiner ardından ise oyuncu olan sevgilisi Laura, kişisel asistanlığını yürüten kızı Sam ve mükemmeliyetçi eski karısı Sylvia baş etmek durumunda kalır. Riggan kendine yeniden prestij kazandırmasını beklediği bu oyunu, beklentilerin aksine olumlu tepkiler kazanması için elinden geleni yapacaktır.

beyazperde.com

1917

2019, IMDb Puanı: 8,4/10 (264.130 oy) – Benim Puanım: 8

I. Dünya Savaşı sırasında askerlerin hayatını etkileyecek önemde bir mesajı iletmekle görevlendirilen iki askerin hikayesini konu ediyor. I. Dünya Savaşı sırasında Britanya askeri olan Kıdemsiz Onbaşı Schofield ve Kıdemsiz Onbaşı Blake, gerçekleştirilmesi imkansız gibi görünen bir göreve atanır. Görevleri, zamana karşı yarışırken düşman bölgesini geçerek yüzlerce askerin ölümünü engellemek üzere bir mesaj iletmektir. Blake’in kardeşi de kurtarılabilecek askerlerin arasındadır. Bu durumda Blake’i daha da fazla ciddiye alması gereken bir mücadele bekliyordur.

beyazperde.com

Victoria

2015, IMDb Puanı: 7,6/10 (48.276 oy) – Benim Puanım: 8

Berlin’e yeni taşınmış ve bu şehrin kurallarına göre yaşamayı öğrenmeye çalışan Victoria, Berlin’de bir gece kulübünde arkadaşlarıyla eğlenmekte olan Sonne ile tanışır ve aralarında hızlı bir çekim yaşanır. Ancak gece arkadaş grubunun ödemesi gereken eski borç nedeniyle bambaşka bir noktaya sürüklenir. Victoria Sonne ve arkadaşlarına yardım etmeye karar verir ve maceraya katılır. Ne var ki çılgın bir macera gibi başlayan bu olay, bir kabusa dönüşecektir.

beyazperde.com

Numan Çebi, 7 Nisan 2020

Bu gönderiyi çevrenizle paylaşın: Siz de Yorum (1) eklemek ister misiniz?
DAHA FAZLA MAKALE