Taksi Film Serisi’nin Çekildiği Küçük ve Sevimli Liman Şehri Marsilya

8 Eylül 2018 Cumartesi 18:22
Seyahat

Kendisi küçük ve sevimli gibi görünse de nüfus bakımından Fransa’nın ikinci büyük kenti Marsilya’ya tamamen anlık bir karar ve yüzde yüz plansız gittim (otele bile Marsilya’ya ayak basınca havaalanında rezervasyon yaptırdım, o kadar plansız). Hep söylediğim gibi Fransa’nın insanı olmasa güzel ülke.

Paris ve Colmar için geçerli olan bu düşüncem burada da geçerliliğini sürdürdü. Marsilya über-süper bir yer fakat keşke “hiç” insan olmasa içinde. Bir şehirde iki günde iki büyük problem yaşanır mı? Fransa’daysanız yaşanır. (Fransa’nın, Marsilya dışındaki diğer şehirlerinde yaşadıklarımı saymıyorum bile.) Ama ben bugün o Fransız insanlarından(!) kaynaklı problemlerden bahsetmeyeceğim.

marsilya fransa luna park dönme dolap

Bu dev dönme dolap Marsilya’nın birçok yerinden görülebiliyor ve limanın hemen dibinde. Bak bahsetmeyeyim diyorum ama bu dönme dolap ile ilgili bile kötü bir anım var (ah Fransız insanı, ah), hem de bahsettiğim 2 kötü anıdan biri bu değil bile.

Taksi film serisini bilirsiniz. Bilmeyenler için özet geçeyim. Marsilya’da çekilen ve başrolünde Samy Naceri (Daniel Morales rolünde) ve Frédéric Diefenthal’in (Émilien rolünde) oynadığı, 1998 vizyon tarihli harikulade bir aksiyon-komedi filmi. IMDb puanı 7, benim puanım 8 olan nadir “komedi” filmlerinden. Devam filmleri de yine hemen hemen aynı kadro ile aynı şehirde çekilen seri, toplam 4 filmden oluşuyor. 2018’de seyircisiyle buluşan, adı Taksi 5 olan ama, taksi serisinin T’si bile olamayacak “şeyi” bu seriye dahil etmiyorum.

Daha önce sadece bu filmde görüp sevdiğim şehri, normalde Portekiz’den İstanbul’a döneceğim gün “uğrayıp, bir gece kalarak” iki gün boyunca yeteri kadar gezdim. Şehir denizinden midir, sakinliğinden midir (yer yer kalabalığa rağmen) bilmem ama huzur verici bir dinginliğe sahip. Sanki her an herkes olduğu yerde yığılıp uyuyacakmış gibi uyuşuk. Aynı zamanda dinamik de görünüyor, anlamadım gitti. Filmin etkisi midir nedir…

Marsilya’da bol bol yürüdüm, şehrin hemen hemen her yerini yürüyerek gezdim. Çok fazla turistik nokta araştırmadım, diğer şehirlerde yaptığım gibi müze ziyaret etmedim, yerel yemekleri neymiş, bir tadayım diye peşine düşmedim (ayak üstü bulduğumu yedim), sadece “plansız” geldiğim bu şehirde “hiçbir ön hazırlık olmadan” aylak aylak, şehrin yerlisiymiş gibi, akşam yürüyüşüne çıkmış gibi, her şeyi görmüş bitirmiş rahatlığıyla iki gün nasıl geçiririm, onu denedim.

Tabi bazen yol üstünde denk geldiğim kiliselere vs. girdim. Bu mesela limanın hemen yanındaki bir kilise.

Kapıda dilenci para istiyor her girenden. Dilenciler sayıca fazla olmasa da tehlikeli bu şehirde. Arapların ve Afrikalıların istila ettiği bir şehir, liman kenti olmasının da etkisi büyük bunda. Liman demişken, 60’lı yıllarda Trabzon’dan buraya doğrudan gemi seferleri düzenleniyormuş. Bu nedenle yaşlı Türklere denk gelebilirsiniz şehirde.

Issız ve tehlikeli “görünmesi” gerekmiyor bir yerin, bu şehirde her yer her zaman bir anda tehlikeli hale gelebiliyor. Biraz izole takıldığınızda bu tehlikelere bulaşma ihtimaliniz azalıyor. Tekin görünmeyen kişilerden uzak durup, aynı yerlerde çok dolanmadığınız ve hedef haline gelmediğiniz sürece sorun yok.

Burada bir gece kaldım demiştim, tek gün batımı gördüm dolayısıyla. O gün batımı da şansıma çok güzeldi. Gözlerim fal taşı gibi açık izledim, keyfini çıkardım. Size de biraz ayırdım. Bu fotoğraflarda hiçbir oynama olmadığını göz önünde bulundurun. 😻

Marsilya bu dakikadan sonra çok daha güzel görünüyor.

Aşağıdaki, üstü ayna olan alan muhtemelen etkinlikler için kullanılan bir alan. Otobüs duraklarının da yanında, şehrin tam göbeğinde ama ben boşken gördüm. Tabi yukarıda kendini görmek ve fotoğrafını çekmek isteyen insanlar (benim gibi) bolca olduğundan, acaba sadece bu amaçla mı yapıldı diye de düşünmekten kendimi alamadım. (Yalnız yağmurdan korunmak için güzel yermiş, ilk aklıma gelen bu olmuştu.)

İlk günümü bu Starbucks’ta noktaladım. Kahve, sınırsız internet ve gözlemlenmek için bekleyen insanlarla.

Ertesi gün, günümün çoğunu Notre-Dame de la Garde Bazilikası aldı ama o başka yazının konusu. Kendisi ve manzarası başlı başına bir gönderiyi hakediyor.

8.9.18 tarihinde blog.numancebi.com adresinde yayımlanmış olan "Taksi Film Serisi’nin Çekildiği Küçük ve Sevimli Liman Şehri Marsilya" başlıklı bu yazı izinsiz kopyalanamaz, kaynak belirtilmeksizin alıntılanamaz. Gerektiği durumda lütfen e-posta ile izin isteyiniz. Hassasiyetiniz icin teşekkür ederim.

Bu blogda 2007'den beri sosyal ağlarda kaybolmasını istemediğim konularda yazıyorum. İşlerim ve benim hakkımda bilgi edinmek için portföyüme gözatın.
2007-2022 © blog.numancebi.com