Mim: Nasıl Bir Ortamda Blogluyorum

9 sene önce, Kişisel kategorisine eklendi.

Öncelikle “mim”in ne olduğunu bilmeyenler vardır diye düşünüyorum. Ben de ilk zamanlar anlam verememiştim “mim”e. Zîra “mim” Türkçe olmayan ve Türkçe’de karşılığı olmayan bir sözcük. Halen de blog yazarı olup “mim”in ne olduğunu bilmeyenlerin var olduğunu göz önünde bulundurursak, blog okurunun bu konudaki bilgisizliğini mazur görebiliriz.

Hemen kısaca (çok kısa) bahsettikten sonra yazıma geçeceğim. Mim şudur efendim; bir blogcu herhangi bir konuda yazı yazar ve başka bir ya da birkaç blogcuyu mimler (yazı içerisinde ilgili isimlere bağlantı verir) ve mimlenenlerin de o konuda birşeyler yazmasını ister (bekler, arzular), mim’e karşılık vermek adettendir. Eğer bir mazeretiniz varsa belirtir ve bu defalık beni affedin dersiniz. Mim kabul görürse, mimlenen kişinin de birilerini mimlemesi kaçınılmazdır elbette. Böylelikle bir fikri, oluşu ya da her ne zamazingoysa, ilgili hödöyü bir çok insana ulaştırmaktır amaç. Mim’in ana konusu bir fotoğraf, duyuru ya da bu mim gibi eğlence temalı herhangi bir şey olabilir. Bir kısıtlama yoktur. Sanırım “mim” konusunda bir soru işareti kalmamıştır akıllarda.

Sadede gelelim. Uğur, aldığı bir mim üzerine hazırladığı “Nasıl Bir Ortamda Blogluyorum” adlı yazısında beni de mimlemiş. Öncelikle kendisine mim için teşekkür ediyor, ardından konuya giriyorum.

Bir fotoğraf ile tüm mevzuyu açıklığa kavuşturmaya çalışacağım.

[Görüntü Silinmiş]

Ortamda bir değişiklik kabul edilmiyormuş. Ben de olduğu gibi çektim koydum. Bu daireye taşındığımdan beri ciddi bir vakit ayırıp da odayı düzenleyemedim. Planlarımdan bahsedeceğim ama önce fotoğraftaki harflere isim verelim.

Sol baştan başlayalım;

a) Bu bir kulaklık. Bu kulaklık geceleri yüksek sesli müziğe ihtiyaç duyduğumda, alt kat sakinlerinin uyku saatleri dahilindeysek devreye giriyor. Ertesi gün duyma problemleri yaşamamın başlıca sebebidir.

b) Üç yaşındaki bu meret, benim emektar laptop’ım. Onu çok seviyorum çünkü sadece internet bilgisayarı, çünkü bir cafe aksesuarı, çünkü bir koltuk altı doldurgacı. (Çanta kullanmam.) Yağmurun altında dahi çalışmayı başarabilen yegane buluş. Sevgiler Fujitsu, sevgiler Siemens. Hazır bahsetmişken; Fujitsu-Siemens’i kesinlikle önermiyorum. Servis / teknik destek kalitesi sıfırın da altında. Siz blog okurlarım, Fujitsu-Siemens kullanmayın, mağdur olmayın.

c) C ki, o nasıl bir C yarabbi! Tam bir canavar. Ne oyun oynarım ne bilgisayarı kastıracak herhangi bir aktivitem olur. Ama gelin görün ki bizim C oyun oynamak için programlanmış. C’nin markası ThermalTake, modeli M9. Ona güç veren bir OCZ 500W güç kaynağı ve kan dolaşımını sağlayan Gigabyte EP35-DS3R anakarta sahip. Diğer organları ise şöyle; 500 GB Seagate beyin, Sapphire HD3650 mercekli tek camı kırık gözlük, 2 GB  markasını unuttuğum, kafamı sola doğru eğip de bakmaya üşendiğim, ama kaliteli olduğuna inandığım RAM ve Asus’un yine modelini hatırlamadığım bir adet DVD yazıcısına ev sahipliği yapıyor. Bakın en önemli parçayı unutuyordum az kalsın. Tek kelimeye de sıkıştırılabileceği halde biraz ballandıra ballandıra yayarak yazmaktan hoşlandığım Q6600 Quad Core; overclock yapıldığında 3′ün üzerine çıkabilse de defaultta 2.4 Ghz, 8 Mb önbelleğe sahip, ne yazık ki 65 Nm teknolojisiyle çalışan, işlemci. C işte böyle bir organizma.

d) D ise Western Digital marka, gece beni uyutmamaya and içmiş, içinde başlı başına bir sanayi bölgesi barındıran takır tukur kafa ütüleyen ama 400 GB veriyi gıkını çıkarmadan saklamayı da bilen, önündeki sürekli dönüp dikkat dağıtan mavi ışığına rağmen kasanın kafasına çıkabilmeyi başarmış harici harddisk.

e) Notebook klavyesine alıştıktan sonra masaüstü bilgisayarlar için üretilen hiç bir klavyeyi estetik bulamayışım, sürekli bir flat ve sessizlik isteğimin beni tanıştırdığı Logitech marka klavyem. Multimedia tuşlarından nefret ettiğimi belirtmeme gerek yok, anlamışsınızdır sadelikten zaten.

f) Fotoğrafta sağ tarafta kalıyor. Bu bir tablet. Üzerinde tablete ait bir mouse, sol köşesinde ise herşeye rağmen dimdik ayakta durabilmeyi başaran tablet kalemi yer alıyor.

g) iPhone’a benzetmiş olabilirsiniz ama değil. Bu bir iPod Touch. Not defterim, oyun konsolum, müzik çalarım, wi-fi internetim, kısacası; evin dışındayken, herşeyim! Sağ cebimdeki N70′den sonra.

s) Hemen iPod touch’ın yanında bulunan, iPod’un plastiği soyulmuş kulaklığı. Sennheiser’ın tadına bakma vakti geldi diye düşünüyorum.

Geldik dünyaya açılan pencereye.

h) Önümüzdeki ay bir yaşına basacak olan 22″ büyüklüğünde, 2 milisaniye tepki süresi ve 5000:1 kontrast oranıyla al beni diyen ve kıramadığım LG monitörüm.

i) Ücretsiz dağıtmak üzere dün tasarlayıp parçaladığım, bugün ise kodlamaya başladığım yeni WordPress temasının Dreamweaver yansıması. Ardında ise Opera browser açık. Arkaplanda GoogleTalk, LastFM ve Winamp çalışmayı sürdürüyor.

Monitörün kafasındaki j ise 5+1 Logitech x540′ın center’ı.

k) K’de iki zamazingo var. Biri ses sisteminin kumandası, diğeri ise benimki bozulunca kardeşimden çaldığım A4Tech mouse.

l) L, eve ulaşana kadar açmak zorunda olduğum tüm kapıların kilitleriyle ilişkiye giren anahtarlarım ve hemen yanında filmlerdeki gibi kabloları birbirine sürterek kısadevre yapmak dışında, normal insanlar gibi arabayı çalıştırmaya yarayan plastik kafalı Citroen anahtarı.

Belki dikkatinizi çekmiştir. İki tane m var.

m) M’lerden sarı olan babamın yıllardır kullanmadan kütüphanesinde muhafaza ettiği, benim ise satın almaya üşenip babamdan arakladığım not kağıtları. Sağ alt köşedeki m ise, ortalık yerde durmasına rağmen içerisinde en az Scylla kadar önemli bilgiler barındıran, üzerindeki tükenmez kalem ile kamufle ettiğim not defterim.

n) ZyXEL marka adsl modem. Anteni iyi çekmiyor söyliyim şimdiden. Benden görüp de alırsınız başınız ağrır, nemelazım. Onun dışında sağlamdır ZyXEL.

o) Yukarıda bahsettiğim center’ın front right olanı. Bir kez devrildi, halen çalışıyor.

p) aradan görünen ise ses sisteminin subwoofer’ı, nasıl bir sistemse aşağıya doğru bass vuruyor. Doğal olarak olduğu yerde ileri geri sağa sola yürüyor kutu. Ben de altına mouse pad’i koyarak sabitledim, artık olduğu yerden kıpırdayamıyor. Masanın sol baacağına üflüyor, sesi daha doyurucu oluyor inanın. Deneyebilirsiniz.

Odada dekorasyon adına birşey yok.

r) Dört duvar, hepsi pembe ve tertemiz. Duvarlar için birkaç şey düşünüyorum. Tamamen siyaha boyayabilirim. Sizlere iç karartıcı geliyor olabilir ama nedense siyahta huzur buluyorum. Hazır satılan güzel vektörel çizgiler barındıran duvar kağıtları ile kaplayabilir ya da kendim vektörel birşeyler çizebilirim. Olmadı bir uzman çağırıp yap şunu birader diyebilirim. Hiç belli olmaz. Belki birkaç poster ve dekoru tamamlaması için raflar falan eklenebilir. Bekle beni IKEA.

Gördüğünüz herşeyin başımın üzerinde yeri var diyen masa.

t) Bu masa yanılmıyorsam yirmi beş yaşlarında falan. Birkaç sene önce babaannemden almıştım. Çok dayanıklı, geniş ve uzun bir masa. Üzerinde yatası geliyor insanın.

Fotoğrafta göremediğiniz ve kadrajın sağında bulunan bir adet kütüphanem var, altında masasıyla birlikte. Orayı daha çok dergi, kitap falan okumak için kullanıyorum. Şuan üzerinde PC Net ve Chip ağırlıkta olmak üzere bir çok derginin eski sayısı yer alıyor. Yine hiç kullanmadığım ama faturasını ödediğim bir sabit telefon bulunmakta. Masanın altında all in one diye adlandırılan yazıcı tarayıcı fotokopi kombinasyonu ve yine kütüphanenin yanında iki adet ayna bulunuyor.

Sol tarafta bir adet kapı, bir adet gardrop ve sehpa, arka tarafta bir balkon ve pencere bulunuyor. Bunlar yan yana. Balkon iki kişilik. Akşam 5 çayı için düşünüldü. Yazın, görevini layığıyla yerine getiriyor. Manzarası da güzel sayılır. Tüm semt benden soruluyor gibi hissediyorum dışarıya bakınca. Pencerenin önünde de bir yatak var. Tek kişilik. Pencere ile yatağın arasında petek var. Petek Dinçöz değil, kalörifer peteği. Evet bu odada yatıyorum ve henüz antenlerim çıkmadı. Sağlığımdan kuşkulandığım zamanlar olsa da ben böyle mutluyum. Üstümde bir floresan lamba var, şu tasarruflu denilenlerden. Daha da yukarıda bir çatı katı var ki anlatılmaz yaşanır. Orası ızgara demek, daha yüksekten daha geniş kadrajlı manzara demek benim için.

Hepsi bu kadar dostlar. Bana bu mim’i gönderdiği için tekrardan Uğur’a ve bu uzun yazıyı okuduğunuz için size teşekkür ediyorum. Ben de birkaç blogcu dosta göndereyim bakalım kabul görecek mi mim’lerim. Aslında gönderecek çok da fazla blogger kalmamış. Mim kuyruğunu kontrol ettiğimde aklıma gelen çoğu ismin daha önce mimlendiğini görüyorum. Ama sanırım adı geçmeyenVolkan Yılmaz, Fatih Turan ve Burak Bayburtlu var. Mimledim, bekliyorum, bekliyoruz. İsmini yazdığım bloggerlara daha önceden haber vermediğim için yazmama ve isimlerini kaldırtma haklarına sahipler. Ama halk istiyor. Vatandaş bekliyor. :)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Bunlar da İlginizi Çekebilir


Booking’in, Arayüz Tasarımlarını “Test Ettirdiği” Kullanıcıları İzleme Şekli Artık eskiden olduğu gibi arayüzü emrivaki yapar gibi son kullanıcıya ulaştırıp "geri bildirimlerinizi bize bu e-posta adresi üzerinden iletin"... (5 ay önce)
Microsoft’tan Anlamlı Bir Soru: “Mavi Hap mı, Mavi Hap mı?” Microsoft'un bitmek bilmeyen Windows 10 tacizinden bahsedeceğim. Talha Aynacı'nın "Özdemir Asaf'ın 'İki seçeneğin var; ya kal, ya gitme.' dediği..."... (1 sene önce)
Dizket: Bildiğin Etiket, Laptop Etiketi Dizket, geçen ay tanıştığım bir firma. Her tür cihaza giydirebilecekleri bir etiketleri var. Notebook, PS3 ve iPod’a uygun ya da dilediğiniz farklı... (9 sene önce)
Daha fazlası için tıklayınız →
Numan ebi Blog sayfama hosgeldin. Henuz tanismadiysak ben Numan, kullanici-merkezli web siteleri ve mobil uygulama arayuzleri tasarliyorum. Detaylar burada → Bu sitede, mikrobloglarda kaybolmasini istemedigim konularda, 2007'den beri yaziyorum. RSS FEEDLY
Öne Çıkarılanlar
UXistanbul 2017 ve Karl Gilis’in “İlk Buluşma Prensibi” Öncelikle “mim”in ne olduğunu bilmeyenler vardır diye düşünüyorum. Ben de ilk zamanlar anlam verememiştim “mim”e. Zîra “mim” Türkçe... (2 ay önce)
UX Alive 2017’den “UX Ne ki?” Diyenleri de İlgilendiren Notlarım ve Konferans Günü Özeti Öncelikle “mim”in ne olduğunu bilmeyenler vardır diye düşünüyorum. Ben de ilk zamanlar anlam verememiştim “mim”e. Zîra “mim” Türkçe... (2 ay önce)
📚 Son Okuduğum Kitaplar Öncelikle “mim”in ne olduğunu bilmeyenler vardır diye düşünüyorum. Ben de ilk zamanlar anlam verememiştim “mim”e. Zîra “mim” Türkçe... (2 ay önce)
Bu blog ve bağlı diğer sitelerimde hızlı arama yapabilirsiniz.

Bu sitede yer alan içerikler izinsiz kopyalanamaz, kaynak belirtmeksizin alıntılanamaz. Gerektiği durumda bir e-posta gönderiniz. Hassasiyetiniz için teşekkürler.

TELIF HAKKI, 2007-2017 NUMANCEBI.COM